dragontempo hakkında…
- June 28th, 2008
- Kategori Uncategorized
dragontempo hakkında…
Çin ve yaşadığım Pekin bizim için hâlâ kaf dağının arkasında bir yer.
Çin’i bilmemek bizim memleket için büyük bir kayıp ve dezavantaj. Bunu yıllardan beridir ve hâlâ daha görememiş olan devlet büyüklerimizin olması taktire şayandır. Aferin onlara… Beri yandan bu durum işte benim internet sayfası için de bir avantajdır. Zamanla bolca bilgiyle zenginleşecek olan bu internet sayfasının iyi bir kaynak olma özelliğini (haliyle benim gözümden) koruyacak olmasından başka iddiaları da vardır ve daha da olacaktır. Haliyle, en iyisini en güzelini vs diye yapma gibi bir iddiam da asla yoktur ve olmayacaktır. Zaten kalkıp böylesi bir dev ülke hakkında ben “iyi yaptım” gibi bir salaklığı gösterdiğim andan itibaren de bunun bedelini ödeyeceğimi bilirim. Zaten şunu baştan belirtmeliyim; haddimi de sınırlarımı da iyi biliyorum.
Yazılardan da anlaşılacağı gibi burası klasik Çin ve Pekin bilgileri vermenin dışında bilgiler de taşımaktadır (en azından ben böyle olacağını iddia etmek istiyorum). Bu bilgiler bir tür yorum gibi görünse de aslında Çin ve Pekin bilgileri içermektedir. İşte bu bilgi önemlidir çünkü sallama, kafadan atma, uydurma, kulaktan dolma değildir. Tamamen Çin’de yaşadığım (ve aslında elbette daha da öncesine giden) sürede geldiğim noktadaki birikimdir. Elbette başta maddî hatalar olmak üzere eksikliklerim ve hatalarım olabilecektir ama daha şimdiden bunların büyük hatalar olmayacağını kesin bir dille söyleyebilirim. Zaten sallapati bilgileri alıp yazıya da koymam. Koymayacağımı da şu sayfada yazdıklarımla değil, birkaç yazımı okuduğunuzda anlayacağınızdan eminim. Ayrıca Pekin ve Çin hakkında çok da iddialı yazılar yazmayacağımı da şimdiden söyleyeyim, zaten ne diye kasayım ki?
Şimdiden (çok sık olarak yapmamaya gayret göstereceksem de) kimi aşırılıklarımı mazur görmenizi dilerim. Nihayetinde insanım ve hata yapacağım ama bunun nedeninin ben değil yaşadığımız dünya olduğunu belirtip (böylece zeytinyağı gibi üstte de çıkmasını iyi beceririm), bunun gerçekten böyle olup olmadığını da düşünmenizi isterim. O nedenle size belki saçma bile gelecektir ama yapacağım aşırlıklarda, o aşırılığı göstermeme ne denli katkınız olup olmadığınızı da düşünmenizi isterim. Yani demem o ki ilk olarak çuvaldızı kendinize batırabiliyor musunuz? Sonra da diğer insanların yaptıkları hataları ve o hataların devamını görebiliyor musunuz. Bir tür delinin tekinin kuyuya taş atıp on binlerce akıllının çıkaramaması ya da Nasreddin Hoca’nın “hırsızın hiç mi suçu yok?” dediği gibi.
Zaman içerisinde (bunu gerçekten zaman gösterecek) kimi yazılarda hiç de kolay yenilir yutulur lokmalar olmayan bilgiler de burada yer alacaktır. Bunun adına zamanı geldiğinde toplumsal, siyasî, mizahî her ne diyecekseniz dersiniz ama kısaca şöyle diyeyim (işte bu pek iddialı oldu) “vurdu mu ses getirecek” denir a, işte öyle bir şeyler de olacak. Hadi şimdi abartayım ve “siz de gülün” diye şu cümleyi de yazayım: Bazı bilgiler ses getirmeyecek deprem yaratacak “taa hindden çinden” duyulacak!
Ayrıca ve en önemlisi: Bu sayfalar ülkemi bu ülkede her ne şekil ve biçimde olursa olsun aşağılayanları, kötüleyenleri, kötü işler yapanı da izleyecektir ve gerektiği zaman ne yazık ki teşhir etmek zorunda da kalacaktır. Ülkemin bu ülkede kötülenmesine izin vermeyeceğime özellikle dikkat çekmek isterim. Bu, ülkeme ve halkıma olan borcumdur, bu çok nettir. Diyeceksiniz ki senin yazdıklarını kim iplesin? E, işte şu an sen şu satırları okudun ya, yetmez mi?
Daha önce yorum yazılmayacak demiştim ama zaman hızlı geçti ve artık yorumları açmış oldum. Vatana ve millete hayırlı ve uğurlu olsun!
Yazdıklarım az buçuk değer ifade ediyorsa, insanların okumasını isterim o da bana yeter (zaten sonrasında bu sayfalar tık alacak, o tıklar reklama dönüşecek, reklam sayesinde de cebime üç kuruş para girecek, ben de o kuruşlarla dünya gezilerine çıkacağım, hanlar hamamlar, yatlar, limuzinler alacağım, vur patlasın çal oynasın eğleneceğim ve nihayetinde soğanın da cücüğünü yiyeceğim alimallah)… Yorumlarda bana yapılan olumlu eleştirileri alıp sayfama koyup sayfalarımı okuyanlar kanalıyla kendimi övmemin bir anlamı yok, ihtiyacım da yok! Demokrasi adı altında da bana yapılan eleştirileri alıp koymaya kalkıştığımda da “büyük adam” falan olmam. Nihayetinde demokrasiye koyayım! Zaten ne geliyorsa başımıza bu “demokrasi demokrasi” diyip bize çaktırmadan sokulanlardan ötürü geliyor… Ancak yorumlarında yazdıklarımı hazmedemeyen dallamalar topluluğu olabilir ki onlarla hiç uğraşamam. Zaten bir sarı çizmeli memed ağanın yazım hakkında yapacağı yorum sizlerin de ne derece umurunda. Yoruma da korum!
Bana ayrıca bir şeyler demeye çok meraklı olanlar bir e-posta atar, ben de bakar durum değerlendirmesi yaparım, o da yeter: leventulucer(ed)dragontempo.com (”ed” harflerinin olduğu yene @ işaretini koyacaksınız)
NOT: Bu sayfaya yazdıklarıma zaman içerisinde eklenenler olacaktır. Bu yazdıklarım benim bir tür manifestomdur ve manifestoların akılla, mantıkla, gerçekle değişmeyecek diye bir kuralı da olamaz…
Yorumlar hakkında…
dragontempo henüz çok yeni bir site. Yukarıda “dragontempo hakkında” sitenin amacının önemli bir bölümünü aktardım. Dediğim gibi daha eklenecekler olacak ama zamanla!
Beri yandan bu sitenin henüz benim ve “bi bakalım ne yazmış şu da” diye tesadüfen tıklayanlarla okunma sayısı 2 hafta içinde günde 1, bilemedin 2′dir! Yakında “yavrunuzun sayfası” diye bir bölüm açıp, okunma sayısını milyonlara ulaştırma gibi bir niyetimde de var zaten; çünkü biliyorum ki sizler de yavrularınızdan ayrılamazsınız… Ancak yine de sayfaları okuyan işte bu bikaç insanın ilk günden bu yana da bir baskısı var. Konu; “yorum”ların açılması!
Halbuki ben sayfaların bana ait olmasını, hatasıyla sevabıyla görüşlerim ve Çin ile Pekin’e bir bakışım olsun istemiştim. Ama gelinen şu noktada gördüm ki bu egoistliği bir yana bırakmak lazım. Sonra kendi kendimi de kandırdım “yahu yorumların kontrolü sende olacak, bi bak bakalım nasıl olacak. Yorumları sayfaya olursa da korsun, olmasa da korsun” dedim.
Buna benzer bir uygulamayı yıllar önce Bilim ve Ütopya dergisinde hazırladığım bir tür bulmaca sayfasında yapmıştım. (Şimdi izninizle kendimi öveyim): Okuyuculardan bana gelen mektuplarda (o zamanlar eposta sözcüğü literatürde yoktu), “dergiyi alır almaz ilk önce senin sayfanı okuyorum” tümcesini sarf edenlerin sayısı -abarttım mı bilemiyorum ama- belki de Çin’in nüfusu kadardı! Orada kral bendim. Yani kendi koyduğum kuralları bir sonraki sayıda gerekirse değiştiriyordum. Bu benim istediğim bir şey değildi, doğal olarak, yani gidişata göre şekilleniyordu. Okuyuculardan gelen etki, tepki, yorum ve durumlar bir sonraki sayıya yeni bir kural daha olarak ekleniyordu… İşte aynısını dragontempo’da da yapacağım… Yani; “ben bu yorumu alıp yayımlamam” demem de mesela yazının içinden bir cümleyi atıveririm (bunu da uygun bir dille belirtirim-mi-). Ya da belki de yorumu hiç koymam. Ya da duruma göre şekillendiririm vs vs
Yorumu şu ana değin istemememin en büyük nedeniyse, yapmak istediğimi yani dragontempo’ya yazmak istediklerim için ayıracağım zamanı ister istemez etkileyecek olması. Bakacağız!
Yorumlarda gözetilecek olanlarsa şunlar olacak:
- 1. Herkes adını ve soyadını açık yazacak. Herhangi bir takma adla gelen yazıyı yayımlamayabilirim. Sanırım bunu yapacağım. Yine de duruma göre. Ama ben takma adların arkasına sığınılmasını istemeyenlerdenim. Bakacağız!
- 2. “Aaaa, demokrasi var. Ben bu yazıyı beğenmiyorum ve ama her insanın görüşüne saygım var, onun görüşünü yayımlıyorsam bununkini de yayımlayacağım” gibi salakça bir şey yapmayacağımı bilmenizi isterim. Bu ülkenin kurucusu Mao “100 çiçek açsın 100 fikir yarışsın” dedi ya, işte aynen öyle: İçinde fikir, bilgi, düşünce içermeyen yazıların girmeyeceğini adınız gibi emin olun. Bunun içeriği tamamen yorumcuya bağlı; bir cümle yorum da yapılabilir, bir kitap da yazılabilir. Ancak şundan da emin olun ki yorumlar için çok zaman harcamak gibi bir niyetim yok ve aslında işime gelen de yazıyı olduğu gibi yayımlamak. O nedenle yorumların çok okunup sık dokunacağını da sanmayın. “Vakit nakittir”!
- 3. Haliyle “küfür aşağılama vs yapılmasın” gibi o bildik lafları buraya alıp yazmıyorum. Nitelikli küfür edebiliyorsanız helal olsun, bak o olur! Mesela bir önceki Kültür Turizm Bakanı Atilla Koç’un küfür ile ilgili basında da çıkan güzel bir açıklaması vardı ve küfrün bir toplumun birikimine işaret ettiğini söylemişti. Önemlidir bu açıklaması! Mesela ben sevmiştim. Herkes bu açıklamayı A. Koç söyledi diye eleştirmişti ama işte, düşünce üretebilen insan Koç’un ne dediğini anlamıştı. Mesela benim A. Koç ile siyasî olarak uzlaşmam belki zor ama işte bir fikri var ve o fikri önemsiyorum. A. Koç örneğini buraya almamdan da anlaşılacağı gibi fikir olacaksa, düşünce kırıntıları olacaksa buraya yorum yazın, yok o olmayacaksa ne siz ne de ben zaman harcamayalım. Buna lütfen dikkat edin!
- 4. Yineleme gibi olacak ama; “ben herkesin fikrine saygı duyuyorum” gibi şeylere karnımın tok olduğunu söyleyeyim. Derdim “benim sayfalarıma çok insan gelsin de nasıl gelirse gelsin” değildir. Umurumda da değildir. Böyle biline!
- 5. Yorumlar geldikçe, yani ben yorum sayfalarını yönetmeye başladıkça yeni kurallar da gelecektir.
- 6. Bu sayfa şu an yayımlandı ama gerekirse tamamen kaldırılabilir ve yorumlar da kapanabilir. Bu tamamen zaman içerisindeki gelişmelere bağlı.
- 7. “Dostluk, kardeşlik, birbirimizi kırmayalım, öpüşelim, koklaşalım” gibi hamasî laflara da gerek yok. Adam olun ciğerimi yiyin!
- 8. Yiyorsa, Çin ve Türkiye’yi kötüleyen yazılar da yazabilirsiniz. Ama yiyorsa! Aynen küfür maddesinde belirttiğim gibi; fikir var mı fikir?
- 9. Geçmişe dönük yazıların da yorum bölümlerini açacağım. Ama öncelik haliyle bundan sonra yazılacaklardadır.
- 10. 24 saat boyunca bilgisayar başımda olmadığımdan dolayı yorumları siz yazdıktan hemen sonra koyamayacağımı da bilmenizi isterim. Ama çabuk olmaya çalışacağıma, Avrasya’nın geleceği adına söz verdiğime de dikkat çekerim!
- 11. “Çok güzel bir site yapmışsın, ellerine sağlık” gibi lafları da boş verin. Nihayetinde düşüncesi, felsefesi, birikimi, emeği tamamen dışarıdan alınmış bir sisteme (internet demek istiyorum, bilgisayar demek istiyorum, uzaya gitmek, aya gitmek demek istiyorum vs) üçüncü dünya ülkesi vatandaşları olarak sadece yazdıklarımızla katkıda bulunuyor olmamızın dışında hiç birimizin yaptığı bir şey yoktur ve son derece de trajiktir. Ama en önemli nedeni de bu seviyelere ulaşmış olanların, üçüncü dünya ülkelerini kendi seviyelerine ulaştırmak istemediklerinden ötürüdür. Nâzım Hikmet bunu “İsviçre’den geçerken” yazdıklarıyla çok daha iyi anlatmış: “Çiçekleri küçük bahçenin,/çiçekleri biraz da,/çölde akan kanımızla sulanmadı mı?/sulanmıyor mu?” Bu tespitin ışığında; “mukadderat” deyip oturma yerine, ileride “internet”ten de öte bir gücü Asyatiklerin de, muassır medeniyete ulaşacak olanların da yapmaları için! “vira”!