0

Bakan ya da ünlü bir kişi gelmiş, dünya medyasından da muhabirler salona serpiştirilmiş, Çin basını da haşmetiyle yerini almış, şakur şukur sorular soruluyor… Kısacası Pekin’de olimpiyatlardan ötürü basın toplantısı var ve işte size şimdi böyle bir sahneyi anlatacağım!
Bu basın toplantısından günde birkaç tane oluyor. Çoğuna katılmıyorum. Katılmıyorum çünkü en başta sinir oluyorum. Mesela, olimpiyat açılışlarının mimarı Cang İimou (Zhang Yimou) açılışın ertesi günü dünya medyasının karşısına çıkıverdi. E kalktık gittik biz de. Salondaki meslektaşlarımız başlıyor laf salatasına: “Eee, bay Cang tebrik ederim çok güzel açılış yaptınız.” Ulan geç bu lafları, sana mı kaldı tebrik etmek, kimin umurunda, sen soruya gel, sadede gel: Gazeteci soruyu mesela şöyle soruyor (sanki ilkokul çocuğu sorusu ha!): “bilmem ne sahnesinde şöyle şöyle şeyler yaptınız, ne demek istediniz?” !!?? “Ananın bilmem nesini demek istedim!” … devamı!
0

Müslümanlık bildiğiniz üzere Hıristiyanlık gibi, Yahudilik gibi ya da (din değil ama) Budizm gibi bir din. Komünizm heyulası çökünce bildiğiniz gibi ABD’ye yeni bir düşman gerekti. O da gitti Müslümanlık dinini kendisine yeni düşman belledi, bunu da dünyaya sundu. Kendi sistemini yalan-dolan, üç kâğıt, gözdağı vs ile sürdürmesi için şimdi dünyaya “kötü Müslümanlığı” gazlıyor. Veriyor gazı, veriyor gazı! Millet de aynı komünizm gibi bunu da yiyor. Şimdi, dünya üzerinde diğer dinler gibi bir inanç olan Müslümanlık, ABD tarafından dünya ülkelerine yeni düşman olarak sunulmaya çalışılıyor. Yerseniz! … devamı!
0
Olimpiyat karşılaşmalarını televizyonlarda izliyorsunuzdur. CCTV hafiften çuvallamaya başladı. Önemli anların tekrarını vermiyor. Sporcular kimi zaman itiraz ediyor bağırıyor çağırıyor ama CCTV’de tık yok; insan anlamak istiyor, hata var mı yok mu? Adam bir tekrarını verir. “Tekrar” düğmeniz yok mu? Çekim-çüküm işlerinden hiç mi anlamıyor musunuz? Olmadı ben geleyim öğreteyim, dert değil!.. Beri yandan CCTV’nin bu konularda Atina’dan daha iyi olduğunu da söyleyeyim, onlar hepten çuvallamışlardı.
0
Hadi bunu kimse bilmiyor benden öğrenin. Geçen yıl halkıma geçtiğim kıyağın en büyüğü bu olsa gerek. Eğer ben müdahalede bulunmasam seçilen acayip parçalardan biriyle geçiş yapacaklardı.
Onları pek meşhurumuz Tarkan’ın şarkısıyla karşılayacağız. Hangisi demeyin? Aslında hemen uyanmış olmanız lazım. Bizi Dünya kupasında coşturan “milli takım müziği”ni anımsayın. Yavaştan başlayıp coşturuyordu ya. Hah, işte o müziği sizler için seçtim. Kusuruma bakmayın aklıma gelen en güzel şarkı bu oldu. Sordular bunu söyledim. Coşkulu olması bir yana bu şarkının bize Dünya Üçüncülüğünü getirdiğini bilmenizi isterim; olur a dünya üçüncüsü falan oluveririz yine!
Ancak son dakikada kalkıp bir “Üsküdar’a gideriken aldı da bir yağmuru” da çalarlarsa kusuruma bakmayın, artık ben elimden geleni yaptım sizler için. Hadi iyi seyirler!
Nasıldı:
“…
bilirsin zır deliyiz biz
hem yazında
hem kışında
nerde olsan seninleyiz
bir oluruz yolunda
…”
0
Yazamıyorum, herkesi Pekinsiz ve Çin’siz bırakıyorum. Hiç bana yakışmıyor! Ama napalım olimpiyatlardan ötürü yine Türk medyası tarafından aranır olduk. Bundan önce bir de Sıçuan depremi sırasında aranmıştık. Neyse ki bu sefer ki diyaloglar, ölüm kalım değil de spor üzerine. Yani “light”! Aşağıdaki yazıyı Hürriyet gazetesinin seyahat ekine göndermiştim. Haliyle bir “edit”ten geçmiş durumda. Dokunulmamış haliyse aşağıda. İsteyen buradan, isteyen ise Hürriyet’in şu sayfasından okuyabilir:
http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/9573805.asp?gid=56&sz=8153 … devamı!
0

1981 yılından bir parçadır “Double Dutch Bus.” ABD’nin 80 darbesi sonrasında TRT FM’in pek çok kereler seslendirdiği bir parçadır. Hareketlidir, kıvraktır, akılda kalıcıdır. TRT FM o zamanlar pek çalardı. Frankie Smith’indir. O şimdi naapar bilemem, yaşlanıp gitmiştir herhal! İnternetten aratın parçayı çok rahat bulursunuz, dinlersiniz. Bu gereksiz bilgiden sonra bir diğer bildik bilgi de bu Double Dutch Bus’lar yani çift katlı otobüsler Londra’nın simgesidir. İstanbul Belediyesi de sanırım 10-15 yıl önce bu otobüsleri İngiltere’den satın aldı ve hâlâ belediye otobüsü olarak kullanıyor. Sonra bu otobüsler dünyanın her bir kentine yayıldı. Bu denli yayılmasından ötürü müdür nedir, Londra Belediyesi bir karar aldı ve bu çift katlı otobüsleri Londra trafiğinden kaldıracağını açıkladı. Ancak bunu uygulamaya geçirdi mi bilemiyorum. Demek ki her kentte bu çift katlı otobüslerin olması Londra’nın kafasını attırdı ve bu kararı aldı. Taklitçiliğin de bu denli globali olur mu canım! Londra haklı bu konuda! … devamı!
0

Pekin’in eskileri daha iyi bilir elbette. Pekin bisikletten geçilmez bir kenttir ve diğer adı da o nedenle Bisiklet Krallığıdır. Düz bir kent de olduğu için bisiklet bu kentin vazgeçilmezi olmuş, hâlâ daha öyle sayılır. Fotoğrafta gördüğünüz bisiklet yolundan da bisikletin bu kent için ne denli önemli olduğunun ayırdına varmak zor olmaz. Ancak işte Pekin’de bisiklet zamanında bir zorunluluktu, şimdiyse neredeyse hor görülecek bir taşıt olmak üzere. Ancak sağ olsun olimpiyatlar! Pekin hükümeti, olimpiyatlar boyunca kendisine yöneltilen hava kirliliği derdine çözüm arayışları bulma eşiğinde hava kirliliğinin aslında ne denli önemli olduğunu anlamış oldu. Ya da onlar da biliyorlardı ama işte böyle gelmiş böyle gidiyordu! … devamı!
0

Han Şüe Mei (Han Xue Mei) bir olimpiyat gönüllüsü. Pekin’e komşu Hıbei (Hebei) eyaletinden. Onunla kafamın tasının atık olduğu bir zaman sonrasında karşılaştık. Neyse ki güler yüzlü ve zeki biri. Onunla iletişim hızlı ilerleyince kafamın atık olan tarafı kısa sürede yerine oturdu. Kafamı attıran ise diğer olimpiyat gönüllülerinin yorgunluklarını bana yansıtmalarından ötürüydü: Şu olimpiyatların satılan son biletleri almak için akşamdan kuyruğa girenleri gidip haber yapayım dedim. Vay sen misin haber yapan? Üç beş gönüllüyü hacamat edecektim, hakikaten yırttılar… … devamı!
0

Hem de işte güle oynaya çalışıyorlar. Amaç olimpiyatlar için daha güzel bir kent ortaya çıkartmak. Doğrusu bunda da başarılı oldular… Çoğu konuda geç kalındı ama işte nihayet bitti!.. Bu ülkenin ve dolayısıyla bu kentin başından neler gelip geçti! En azından benim Pekin’de yaşadığım süre içinde Çin bayağı bir badire atlattı. Yüzyıllardır süren ve her yıl yaşanılan ancak yıldan yıla daha kötüye giden tayfunları, selleri ve benzeri doğa yıkımlarını bile bir tarafa koyarsak, son 5-6 yılda (benim anımsayabildiğim kadarıyla) Çin’in başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir: … devamı!
0

Bahsetmiştim. Portrelerde yer alan Luu Cıng‘ın Pekin metrosu çalışanları için, beni İngilizce yarışmasına davet ettiğini söylemiştim… Benden ne İngilizce jüri üyesi olur a! Ama olduk! Yani bu işi de yaptım ya, artık ölsem de gam yemem. Yakında Swahilice jürisine de çağrılmayı bekliyorum… Demek ki millet böyle böyle bişiler oluyor. Bir tür cahil cesareti. Hep haddimizi bileceğiz ya! Hayır, yazacağım birkaç cümleyle ilgili olarak belki yukarıdaki İngilizce jüriliği olayı doğru bir örnek değil ama işte bu cahil cesareti olanlar hep bir yerde bişiler olmuş durumdalar ve doğal olarak da ortalık hödükten geçilmiyor! Sonra da ona buna kızıyorum. Ne kızıyorum ki? İşte hep böyle olmuş. Yapmadığımız hata. Demek ki “tümden gelim tüme varım” budur diyebilirim. Hoppalaaa diye başlamak lazım! … devamı!