‘Çin'in girdapları’ Kategori

0

Çirkinliğin Çin’de bir estetik olarak vücuda gelmesi meselesi

Uzun zaman Çin’de yaşayanların kanıksadıkları ve farkına varamadıkları bir gerçeklik de Çin’de çirkinliğe hem de olabildiğince çirkin olana çokça değer veriliyor olmasıdır.

pekin-operasi-011

Lafı uzatmayayım; mesela Pekin Operası: İlk elden; oldukça şaşalı bir görünümü olan bu sahne sanatında çalınan müzik, müziğe biraz aşina olanları cidden rahatsız eder. Bu operanın detone çalınan belirgin gong en sesi en sarih olanı ve en sinir edenidir. Kedi viyaklaması benzeri konuşmalar ve şarkı sözleri de cabasıdır denilebilir. Pekin Operasını Çinliler bile dinlemiyorlar. İlk geldiğimde anlamaya çalışıp pek anlayamadığım bu operanın her noktası bir acayip (sonrasında bu operayla ilgili özellikle kitaplar okudum da biraz dinginleştim). Ayrıca; dediğim gibi Çinliler bile bu Pekin Operasını seyretmiyorlar ve sevmiyorlar. Beş yıl kadar önce Çin hükümetinin aldığı karar uyarınca geleneksel kültür değerlerine sahip çıkma politikasıyla bu sahne sanatı Çin’de tekrar canlandırıldı. Ancak dediğim gibi bu operayı sevmemek için neden çok. Diğer bir örnek; oyuncuların yüzleri boyanırken ve özellikle de erkek yüzlerini çirkinleştirmek için elden ne geliyorsa yapılıyor; bu kadar mı canavar görünümlü yüzler yapılır! 5-6 yaşındaki çocuklar görse kesinlikle ağlayarak kaçar. İnsan soruyor ama yanıtını bulamıyor: “Peki zorunuz ne? Neden çirkin yapmak zorundasınız?” Pekin Operasıyla ilgili bir diğer örnek: Operadaki karakterlerden birilerinin kafasının üzerinden çıkan upuzun tüyler aynen hamam böceği gibi ve o iğrenç hamamböceğinden hiçbir farkı yok. Hatta hamam böceği doğal bir hayvan olduğu için belki bu denli itici olmaz ama bu böcek görünümlü kostüm ve yüz boyama ilk kez gören kişiyi kesinlikle korkutur. Operadaki konuşmalar, hareketler, müzik, kostüm, yüz boyama vs son derece renkli ama işte bu sahne sanatı çirkinliğin üzerine kurulmuş bir estetik; bu çok net! Hamam böceği gibi bir görünüme bürünmek ve yüzü en çirkin bir biçimde boyamak başka nasıl anlatabilirim bilemiyorum ki? … devamı!

2

Sohbet ederek hacet giderilen tuvalet

tuvalet

Pekin’e ilk geldiğimde bu türden umumî tuvaletler çokçaydı. Sonra olimpiyatların gazıyla da hızla tadilata girdiler ve hemen hepsi kalktı. Ama daha yeni, yine gördüm. Hem de meşhur Yasak Kentin etrafındalar, yani Pekin’in tam göbeğinde.

Gördüğünüz gibi kapı falan yok. Ben bu ayakyolunu daha önce hacetini gideren Çinlisiyle birlikte yine Yasak Kentin tam karşısında kalan Tienanmın meydanının yanındaki Ulusal Müzede görmüştüm. Burası tam kentin göbeğinde bir yerdir. Üç tane müzeyi birleştirip tek müze yaptılar. Şimdi burada restorasyon var. Olimpiyatlar başlamadan çok önce kapandı. “Çok uzun yıllar sürecek bir restorasyon olacak” diye okumuştum. Neyse, işte ben de bu müzeyi gezerken bi de bu yüz numarasına girmiştim. Baktım bu koca merkezdeki tuvaletlerin kapısı yok. İlkin inanamadım. Ama gözlerimle gördüm işte: Hatta adamın teki takmış kulaklığını müzik dinleyerek borcunu ödüyordu. Pekin’in tam göbeğinde hem de müzede olacak iş mi bu? Ama oluyor işte.

Şimdi bu müzede açılacak yeni ayak yolunun çok iyi olacağından eminim. Ama işte müzeye birkaç yüz metre uzakta umumî tuvaletler aynen yukarıdaki fotoğraftaki gibi ve kapısız.

Bu arada dikkat! Helalar alaturka. Bu eski Pekin’de hep böyle. Hatta Çinliler bir de incelik yapmışlar ve ön tarafa bir panel eklemişler. Hani tiyatrolarda, sahnenin tam ortasında ve önde yer alan, kişinin içeride seyirciye arkası dönük olarak oyuncuya sufle verdiği kapalı bölüm var ya, işte ona benzemiş! Şahsen tuvalet kuburundaki bu çıkıntı bana bunu çağrıştırdı valla… Ben Selanik’teki umumî tuvaletleri de alaturka görünce bir an şaşırmıştım ve Yunanlara “ulan hâlâ atalarımızın yaptığı tuvaletlere mıçıyonuz, bi de bize lölö ediyonuz” diye de söylenmiştim. Ama Selanik’i aklım alır da Pekin’deki alaturka tuvaletler ne iş ola ki? İşte araştırmacılarımıza bir diğer önemli konu da benden: “Yan taraftaki konuklarla sohbet edilerek hacet edilen Pekin’deki bu abdesthaneler neden alaturkadır ve/ya da Pekin’dekiler böyleyse, neden Türkiye’deki umumî helaların kapısı vardır?”

(Not: Yazıda WC ile ilgili olarak aklıma gelen farklı sözcükleri yazdım, daha çok vardır eminim, benden bu kadar.)

2

Boktan yıllar…

tezek-3

Yani bok derken “tezek” diyorum. Şimdi, bu yıl Çin’de öküz yılı. Bu yıla inek, sığır, boğa vs ne derseniz diyin.

Öküzü bilir misiniz, iyi sıçar; lööööp diye. Bilmem sizler bu inek sıçmasını hiç gördünüz mü? Ben küçükken gördüm ve bilirim. İstanbul Beylerbeyi’nde oturuyoruz o zamanlar. Yukarıda Küplüce mahallesindeyiz. Oraya Anadolu’dan kopup gelen çoktu. Çoğu da Karadeniz kıyılarından. E, haliyle adetlerini ve alet edevatlarını da bırakacak değiller. Hayvancılığı da getirmişler ve İstanbul’un göbeğinde de devam ettiriyorlar. 1973-74 yılları vs. Yerleşim yerimizde büyüklü küçüklü boynuzlu hayvanın her türlüsü var. Hatta hayal meyal anımsıyorum, boğa güreşleri bile olurdu. İşte bu hayvanların bir sıçması vardır, amanin! Lööööp diye düşerdi. Bu löp sesi ve bokun yayılımı zeminle ilişkilidir elbette: Düz ve sarih bir zeminse etkisi büyük olurdu.

tezek-4

Ama işte bok deyip geçmeyin. Son derece yararlı bu, hele ki fakir insan için. Alıp bu hayvanın bokunu (diğer adıyla tezek) yakacak olarak da kullanırlar. Anadolu’da bunun maddî değeri çoktur mesela. Özel olarak bu tezekler toplanır, kurutulur ve kışa ısınmak depolanır. Yani, bok deyip geçmeyin!

İşte Çin’de de böyle. Bu yıl bu hayvanın yılı. Çin’de bu inek, sığır ya da öküz işte her neyse çok saygı duyulan ve sevilen bir hayvandır. Öyle de değil midir; etinden, sütünden, derisinden, tarlayı sürmek için gücünden yararlanılan bu hayvanın işte boku da değerlidir.

tezek-1

Mesela özellikle Yüinnan (Yunnan) eyaletinde bu hayvanın boku aynen bizim Anadolu’daki gibi tezek olarak değerlendiriliyor, büyük olasılıkla Çin’in her eyaletinde de böyledir.

İşte; Çinlilerde geçmişe ihanet olmaz. Toprağa, vatana, geçmişteki fakirliğe ve yüzde 60′ı halen kırsal kesimde yaşayan insanlara ihanet olmaz. Çinliler daha yakın bir zamanda fakirlikten geldiklerini unutmazlar. Henüz 50-60 yıl kadar öncesine kadar açlıktan ölenlerini unutmazlar. Anne ve babalarının ölmemek için ağaç köklerini yediklerini bilirler, şimdiyse bir lokantaya gittiklerinde en fazla iki bilemediniz üç kap yemek ısmarlarlar çünkü içinde bolca et olan bu üç kap yemeği bitiremeyecek kadar yemek kapları büyüktür. Doğru mudur bilemem ama ben hep bunu geçmişte yaşadıkları bu olumsuzluklara veririm: Açlıktan ölen bu insanların çocuklarının yemek kapları şimdi dolu dolu, ucuz ve çokça da etli.

tezek-2

Yani, kısaca bu ülkede ihanet olmaz; ihanet vatan hainlerinin işidir ve bizim ülkemizde de ne yazık ki çokça vardır. Neyse, işte Çin’deki kentlerde yaşayan adam da bu hayvana değer verir: Bu hayvanın bokunu alır, bundan şişme bir oyuncak yapar ve kentin orta yerinde satar. Bu boku satın alanlar da satanlar da bana bir sürü poz verdiler; hem videoya kaydettim hem de fotoğraflarını çektim.

Halbuki başka yerde mesela ülkemizde inek, öküz aşağılanmayla eşdeğerdir. “Öküz adam” deriz, çalışkan öğrenci için “inek gibi çalışıyor” deriz. “Ne sığırsın anlamıyorsun” deriz, deriz de deriz. Ama Çin’de inek tam tersine mükemmellikle, en üst düzeyde yer almakla eşdeğerdir.

tezek-5

Bir Çinli birisini taktir edeceği zaman şöyle yapar: Diğer parmakları içe katlayarak işaret parmağını karşısındaki kişiye hani bizim de yaptığımız gibi “çok iyi” anlamında hızla uzatır ve Çince “öküz” (niu) der. Bu işaretle birlikte bu öküz seslenişinin anlamı “çok iyi”, “mükemmel”, “en üstün” anlamındadır. Ama bu hayvanı bizler ne yazık ki aşağılamışız; çağdaş olacağız ya!

Bakın bakalım (kendiniz dahil) etrafınızda bu nitelemeyi hak eden kaç “öküz” var?

tezek-6

0

yılanı burnundan alıp ağzından çıkaran…

ditan-2009-ocak-yilan-151

yilan

Yukarıdaki linki tıklayın ve başlıkta yazılanı seyredin. Her zaman ve illaki her şeyi yazmaya gerek yok. Başlıkla da bu iş oluyor… Kısaca göreceksiniz ki Çin’de ekmek parası kazanmak hiç de kolay değil. Yiyiyorsa siz de yapın! (Uzmanların tavsiyesi uyarınca, yanlız başınıza iken ve yanınızda doktor olmaksızın böylesi muhataralı aksiyonlara girişmek el-cümle için uygun değildir. Yok “yapacam ben de kardeşim” derseniz, bi videoya çekip buraya gönderirsiniz artık. Eee gönderin, fikir bendendi ama)…

2

Restoranda müzayede

dans-132

İnsanlara Çin’i anlatmak kimi zaman çok zor oluyor. Artık “görece” buralarda yılları eskitmeye başlayan ben bile bazen bu ülkede gördüğüm ve duyduğum şeylere hâlâ ağzım açık kalabiliyor. Zaten Çin’i Çin yapan en güzel şeyler de insanın ağzını açık bırakan bu türden şeyler.

Restoranda resim satışını Türkiye’de göremezsiniz. Bilmem dünyanın başka bir ülkesinde var mıdır? Fotoğraftaki yer bildiğimiz bir restoran. İşte bu restoranda, restoran işletmesi kafasına estiği an çalan müziği durdurup fotoğraftaki gördüğünüz gibi resim satışı yapıyor. Hem de “bu resmin fiyatı şudur var mı alan” diye sormuyor da ”açılış fiyatı bu, var mı artıran?” diyor. Kısacası resimler açık artırmayla satılıyor. Böylesi bir durumu başka bir yerde zor görürsünüz. Ama işte Çin’de böyle. Hem yemek yiyorsun, hem de arkanda birileri bidi bidi bişiler demesini dinleyerek ve açık artırma usulüyle yapıldığından ötürü de heyecanla birilerinin bir sanat yapıtına ne kadar ödediğini seyrediyorsun.

Buradan sosyolojik bir sonuç çıkartacak falan değilim. Çin’in aslında ne denli farklı bir yapısı olduğunu siz de gözlerinizle görün diye bunları buraya alıntılıyorum. Restoranda resim satışını önce ilk 4-5 yıl önce görmüş, çok şaşırmıştım ve elbette o restoranda benden başka şaşıran da yoktu. Birkaç kez rastladıktan sonra, işte yine bu sefer yanımda fotoğraf makinem varken rastlamış oldum ve sizin için fotoğrafladım… Hadi söyleyeyim. Bir resim de ben aldım. Daha önce de restorandaki bir satışta güzel bir bambu resmi almıştım. O resim Türkiye’deki evimde duvarda asılı. Bu sefer de çok güzel Çince yazıyla ancak kaligrafi yani hat sanatıyla yazılmış bir resim aldım. Çinli sanatçı, Çince “at” yazısını şaha kalkmış ve koşan bir at şeklinde yazmış. Atın üstüne de zenginliği çabuk getir gibi bir anlamı olan Çince iki karakter oturtmuş. At olduğu için aldım çünkü ben Çin falına göre at yılında doğdum. Öyle burç-murç gibi acayipliğimiz yok ama baktım benim atı açık artırmada alan yok, ucuza kapıverdim. Bu arada Çin falı dedim ya! Biliyorsunuzdur muhtemelen; Çin falı aylık değil yıllıktır ve 12 hayvan her yıl döner durur. Ama bilmediğiniz şudur: Aslında Çinliler bu hayvan yılını Türklerden almıştır. Yani Türkler şu Şamanizm dönemlerinde falan hayvan yılını kullanırlarmış. Biz Asya’yı bırakıp daha uzak diyarlara göçünce Çinliler de bizim bıraktığımız güzel olanı havada kapıvermiş: Tıpkı bizim Anadolu topraklarından gelip geçen onca uygarlığın güzel olanlarını kapmamız gibi. Çinlilere bu hayvan falını biz Türklerden aldığınızı söyleseniz size garip bakarlar, çünkü bilmezler. Olsun artık siz biliyorsunuz ya!.. Bu fal konusunun ayrıntılarını daha sonra yazarım…

İşte restorandaki müzayededen laf lafı açtı, fala, ata, Türk’e vs geldim. Zaman olsa ben daha nerelere giderim. Neyse ki saat geç oldu da sizleri yine destan gibi yazılarla sıkmamış oldum.

Nasıl ama? Restoranda karnınız güzel yemeklerle doyarken beyniniz de güzel resimlere doyuyor. Daha ne olsun… :)

dans-130

0

180 yaşında!

pu-ar

180 yaşında olan fotoğraftaki “çay.” Bu çay, Çin’de yeşil çaydan daha özenli içilen bir çay türü ve adı da puar cha (pu er) çayı. Çoğunluğunun rengi bizim içtiğimiz çaya benziyor ama bu çay ehil ellerden içilmezse, yani artık bizim memlekette de popüler olan, yeşil çay yapraklarının olduğu bardağın içine kaynamış suyu dökme şekliyle içilirse “bu ne biçim şey be!” diyip bir daha ağza koymazsınız. İnsana kötü gelebilecek kokusu da cabası! Çin’de “harbi çaysever”lerin içtiği (hemen her Çinli bir çayseverdir) Çin çayı aslında sanıldığı gibi yeşil çay değildir. İşte fotoğraftaki gibi tarihi 180 yıl öncesine dayanan bir çeşidini de gördüğünüz, “pu ar” çaydır. Yeşil çaydan taze olarak içildiğinde tat alınıyor ama işte fotoğraftaki gibi pu ar çayı ise böyle 180 yıllıkken de içiliyor. Zaten şekli şemali de farklı. Mesela atletizmin atma dalındaki “disk” şeklinde paketleniyor. Çoğunlukla bu pu ar çay disk şeklinde bastırılarak paketleniyor. Bu yazıya hareketlilik getirmek için ve uykulu yüzleri açmak için de şöyle bir ekleme yapayım: Bazı paketlenmiş pu ar çayını kafanıza atsam yarılır oluk oluk kan akar; yani öylesi bir şekil şemal veriliyor. Koca koca sütunlar şeklinde ve bilmem ne ağaçlarının kalın yapraklarıyal sarılıyor ve depolanıyor vs.

Ben sizler için (daha önce de “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” demiştim sanırım) pu ar çayın tüm türlerini teker teker tadıyorum. Bugün tattığım “Doğu Güzeli” adı verilen pu ar çay şimdiye değin en beğendiğim pu ar çayı oldu. Dün de Tibet’in 4 bin 500 metre yükseğinde çok kısıtlı yetişen bir pu ar çayın tadını sevmiştim. Çin’de bölgeden bölgeye yetişen çay çeşitleri var. Yetiştiği bölge, hangi ustalarının elinden ne türden bir işlemeyle geçip çay masasına gelişi, kaç yıllık olduğu vb nedenlerden ötürü Çin’de özelikle de bu pu ar çayın çok çeşidi var. Günde 4-5 pu ar çay çeşidi tadıyorum, hepsi gerçekten farklı tatlar… Umarım gün olur, bu tatları sadece ben değil, ülkemde çayın her türlüsünü seven çayseverler de tadarlar. Tatmak bir yan “çi”yi (chi) de hissederler. Ve umarım gün olur, kafam dingin, keyfim de yerindeyken sizlere çay hakkında bilmediğiniz ve hiç duymadığınız bilgileri, öyküleri vs çok çok uzun yazarım. Ama bu ne zaman olur ben de bilmiyorum (vallahi “arkası yarın” gibi bile olmadı, “arkası meçhul” oldu, idare edin artık şu kulunuzu)

Çay bir yana, günlerdir bir konuya başlayıp yarın bırakıyorum ertesi gün başka bir konuya başlayıp yine bırakıyorum ve haliyle bir türlü tamamlayamıyorum. Artık hangisine nasıl sıra gelir, hangi yazıyı ne zaman nasıl yazarım da buraya postalarım ben de bilemiyorum. Yavaş yavaş… Çay içme dinginliğinde, özümseyerek, acele etmeden… Değil mi ama…

(Şunu yazmada bitirmeyeyim; Çinliler’de çay kültürü tahmin edeceğiniz gibi handiyse Çin tarihiyle başa baş gidiyor. Çinliler için çay içmek bir tür ibadet; çayı sadece sağlık, keyif vs nedenlerden değil dinlenmek, sakinleşmek, yani “çi” için içiyorlar. Ancak çayda bildiğiniz gibi tein var. Yani kafein, nikotin vs gibi tein de bir uyarıcı. Teini artık biliyorsunuz, uyku da açar, gözleri de açar, her şeyi açar. Peki nasıl oluyor da uyarıcı içildiği zaman insan dinginleşiyor, “çi” olabiliyor? İşte bu muammayı anlayabildiğim, sorularımı sorup tam yanıt alabildiğim zaman size bunu hemen yazacağım, söz!)