Ülkenizin fiyatı ne kadardır? (önceki bölümün 2′incisi)
- 22 January 2009
- Kategori: bizim âlem Çin'de
Başlık alengirli mi görünüyor? Memleketimizdeki son durumun anlam ve önemine de denk düşmüş oldu. Neyse, yazıya gireyim:
Nerde kalmıştık; “ben müşavirlikte o kadar az paraya çalışıyorsam mutlaka bir beklentim vardı”. DoÄŸrusu ya aslında böyle düşünenlere kızmıyorum. Öylesi komik bir paraya çalışıyor olmak doÄŸal olarak akıllara bunu getiriyor. Öyle ya da böyle “insanlık” bu konuda haklı. Ama yaptık bir hata, bedelini de ödedik yeteri kadar. Diyelim insanların düşündüğü gibi yapmış olaydım, yani “bütçeden biz de sebeplenelim” diye çalışmış olaydım. Sorumu yineliyorum: “Siz kızınızı kaça satarsınız!” Yani benim gibi iki minik kızınızın büyümesini göremiyorsanız, onlarla oynayamıyorsanız, baba-kız olamıyorsanız o zaman bunun karşılığında kaç paralık beklentiniz olur? Fiyat ne olur? Sizce ben bunun karşılığında ne kadar almalıydım?
(Araya bir not; Müşavirlikte çalışırken son dönemde, ilkin 500 dolar denilen olan ama sonra 400′e düşürülen yarı-zamanlı maaÅŸ sistemine de geçmiÅŸtim ama bana “hah, bu da sana sus payı demek ki” denilince ondan da vazgeçtim. O son dönem, son maaşımı alamadığım için kızgındım. Yani almam gereken son bir maaşım olduÄŸunu ama ödenmediÄŸi iddiasındaydım ama o para hesabıma yatmış. Bunu daha sonra öğrendim.) Bu parantezi açmamın nedeniyse her noktada açık olmak istediÄŸimdendir, hani kaçak-göçek kalmasın!
Müşavirlik çalışmasını kapattık ama insanların çenesini kapayamadık. Arkamdan muhabbetler devam ediyor ama elden bir ÅŸey gelmez! Müşavirlikte iÅŸim bittikten sonra her ÅŸeyi pandoranın kutusunun içine kapatıp, gazeteciliÄŸe yeniden baÅŸladım. Ancaaaakkkk bir ÅŸahanelik oldu, olimpiyatlar zamanı Türkiye’nin reklam kampanyası baÅŸlatıldı! Dünya yüzeyindeki hiç bir ülkenin düşünemediÄŸi bu zekâ dolu giriÅŸim iÅŸte ülkemin aklına gelmiÅŸti. Zaten bu ekstra reklam olayı ilk duyulduÄŸunda ben müşavirlikte çalışıyordum; ah bir sevindik bir sevindik anlatamam! (Zaten bilime para ayıracak, uzaya çıkacak deÄŸiliz ya, bunlardan daha ziyadesi reklam vermektir ve ekstra reklamlara çok sevinmektir!)
Reklam vermekten baÅŸka öyle pek de iÅŸi gücü olmayan çalışanlarımız, bir reklam parası daha savurdular. Sıradan insan ilk elden baktığında “ne güzel iÅŸte” der. İyi ama ne reklamı yahu! Olimpiyatlar dönemi reklam vermek yasak kardeÅŸim, yassah hemÅŸerim! Yapmaya kalkılırsa ancak zorlama olmaz mı, yalan olmaz mı, dolan olmaz mı! O reklam kampanyasıyla ilgili olarak basında çıkan haber iÅŸte ÅŸu linktedir. İsteyen okusun:
http://www.nethaber.com/Spor/71148/Olimpiyat-Oyunlarinda-Turkiye-ruzgari-esecek-mis
Bir süre bu haberi görmemezlikten geldim, zaten olimpiyatlarla da oldukça yoÄŸundum. Lâkin, bu seferde “Levent bu duruma göz yumuyor, eh anlaşılan o da dünyalığını aldıktan sonra müşavirlikten ayrıldı” muhabbetleri ortalığı kapladı. Eh yani! Mecburen aldık sazı elimize, yaptık haberi. Haber aÅŸağıdaki gibidir: (İnsanlık, pandoranın kutusunu açtığımı sandı, yoo, o hiç açılmadı!)
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=894822
Ancak ben haberle ilgili aklıma ilk elden gelen ayrıntıları Türkiye’ye, bakanlığa ve dost ve düşmana maddeler halinde açıklayayım:
- 1. O haberi yapmak için müşavirliğe telefon açtığımda, bu sefer pek istenmez olmuştum. Ama haliyle haberi yapmada ısrar ettim.
- 2. O gün üç saat, belki daha fazla bir süre, başım aÄŸrıyana kadar bu konu hakkında konuÅŸtuk. Net olarak “bu haberi hiç de yapmak istemediÄŸimi ama elzem olduÄŸunu ve müşavirliÄŸe gelmek zorunda kaldığımı” çok kereler söyledim. Çünkü rezaletin bir yanı da ÅŸu ki haber yayımlandığında “Levent öç alıyor” denilecek (ki denildi de!). Yani “yukarıya tükürsem bıyık, aÅŸağıya tükürsem sakal” durumu. Ancak gerçek de ÅŸu ki ortada reklam falan yok ama ortalık yerde sular seller gibi reklam yapılıyormuÅŸ gibi bir haber var. Nasıl ki orada çalışırken gazeteciliÄŸi bir yana bırakmıştım, iÅŸte bu sefer de gazeteci olarak bu haberi yapmak ÅŸart olmuÅŸtu. Yani ofis çalışanıyken iÅŸime dürüsttüm, gazeteciliÄŸe geçtikten sonra da yine iÅŸime dürüst oldum!
- 3. Haberdeki Air China-China Airlines düzeltmesini ben yaptırdım. Haberde bunu da nezaketten “Müşavirlikten aldığımız bilgiye göre tanıtım filmleri Çin Hava Yolları’na verilmiÅŸ” ÅŸeklinde yazdım. (Åžu müstemleke memleketi gibi İngilizce kullanma cehaletini bırakabilsek ne iyi olacak, iÅŸte örnekteki gibi bela oluyor, ama …)… Bakanlık yazısında iki uçak ÅŸirketi diyor, ben doÄŸru olanı yani üç uçak ÅŸirketi olarak yazdım… Kimi eksik rakamları ekledim vs vs… Yani, yaptığım haberde objektif olmaya çalışmam bir yana, zaten hatalı olan bu haberde bana verilen kâğıttakilere göre düzeltmeler bile yaptım.
- 4. Åžu noktayı da atlamayayım: Bu haberle ilgili konuÅŸmadan sonra, belki resmî bir giriÅŸim, bakanlıktan basın yoluyla bir durum düzeltmesi yapılır vs diye de haberi ertesi güne bıraktım. Yani, haberin yayımlanmasını görüşme gününe deÄŸil, bir sonraki güne özellikle sarkıttım. Ancak düzeltme yapılması bir yana, ertesi gün bana gelen telefonda, o an bulunduÄŸum metro çıkışındaki kalabalığın gürültüsü “ha, iyi iyi sen maçları izliyorsun, iyi iyi izle” ÅŸeklinde algılanınca haberi mecburen o gün servise koydum.
- 5. Åžu nokta önemlidir; eÄŸer müşavirlikte çalışıyor olsaydım, bakanlıkça yayımlanan o haber, o haliyle asla yayımlanmazdı. Ne yapar eder, -biliyorum yine sinirlere gark olurdum ama- herkese zararı olacak o haberi o saçma sapan haliyle çıkartmazdım… Eeee, “baÅŸka hesaplar” yapılmayaydı da; bana “insanca” bir para verileydi, profesyonel olunaydı, memleket için çalışma birinci hedef olaydı, onların hiç biri olmazdı. İşte ben de bunları buraya zaten yazmazdım. Olmayan bir ÅŸey yazılmaz ki olan bir ÅŸey yazılır. DeÄŸil mi!? Görüldüğü üzere dengeyi kaybetmek kötü olabiliyor. (Unutmadan bir not daha: Maaşımı müşavirliÄŸin Halkla İliÅŸkiler Åžirketinden alıyordum. Zavallıların aylık bütçesi ancak 5.500 dolar dolayında, onun da 700′ünü 800′ünü bana veriyorlar, bir de döviz kuru dengesizliÄŸi vs bir sürü sorunlar çıkıyor. Üç kuruÅŸ alıyoruz, onda da can sıkıntısı oluyordu, (orada çalıştığım süredeki bir sürü baÅŸ aÄŸrısından biri de bu oluyordu!) Madem maaşım devletçe ödenmeyecek (!), üç kuruÅŸ bütçesi olan halkla iliÅŸkiler ÅŸirketi yerine bütçesi milyon dolar olan müşavirliÄŸimizin reklam ÅŸirketi maaşımı ödese ya, hem oradan insanca bir para da alabilirdim! Ama bu istenmedi, reklam ÅŸirketini üzmeme konusunda çok hassasız çooook!)
İşte yayımlanan haberden sonra basında çıkan resmî açıklama yazısı da aşağıdaki gibi olmuştur. Varın okuyun:
http://www.turizmgazetesi.com/news/news.aspx?id=44048
YARIÅžMAMIZ BAÅžLIYOR
Bu resmî açıklama yazısındaki her tümceye verilecek bir yanıt var ama bu, bu yazıyı daha da uzatacak. Artık yeter ve sıkıldım, bunca yazdıklarımdan sonra hâlâ öten olursa “koy … gitsin” diyorum. Ve sizce eklenecek bir ÅŸeyler varsa artık sizleri görevlendiriyorum. Ve iÅŸte daha önce bahsettiÄŸim yarışmamızı da baÅŸlatıyorum… Siz sanıyorsunuz ki ben yazıyorum sonra yazdıklarım kalıyor, sizleri de ciddiye almıyorum. Yooooo, hiç de öyle deÄŸil. Bir zamanlar bahsetmiÅŸtim “yarışmamız” olacak diye. İşte yarışma: Yarışmanın kuralı çok net; “yazılardaki doÄŸruları-yanlışları bulun, bunun sayesinde bir sıkımlık diÅŸ macununu kazanın.” Hadi bakalım! DiÅŸ fırçanıza bir sıkımlık macunu benden!.. Valla artık yarışmaya ister katılırsınız, ister katılmazsınız. Ben sizlere karşı sorumluluÄŸumu yerine getirmiÅŸ olayım da! Sonra bana “yazıyor ama gerisini getirmiyor” demeyin. Daha önce demiÅŸtim, alın iÅŸte yarışma. Buradan da anlayacağınız üzere bu bilgi, bundan sonraki diyeceklerimin de, bundan önce dediklerimin de garantisidir!
Åžimdi, her ÅŸey bu haliyle kalsaydı sorun yoktu. Zaten ben de bırakmıştım. Sonradan kulağıma gelenleri de çok iplemedim. Yani milletin dedikodusu yetmediÄŸi gibi bir de kötü olmadığım halde kötülenmeye baÅŸladım. KardeÅŸim benden çıt çıkmıyor ancak bense habire kötüleniyorum. Oraya kötülen, buraya kötülen. Ulan bir yere kadar! Hayır, suçlu olsak eyvallah. Namuslu yaşıyoruz, bir de suçlu oluyoruz. Namussuzluk yapmadığımız suç olmuÅŸ anlaşılan. Hâlâ daha düşünürüm “acaba haberin devamını getirsem mi?” diye… O nedenle ben kötülemelerin artık geri alınmasını bekliyorum.
“Tüm bunları yazdın ettin ne gerek var, boÅŸ verseydin, milletin aÄŸzı torba deÄŸil ki büzesin” diyene de yanıtım ÅŸu: Valla ben yapmadım. Zaten yapmadığım için böyle oldu. Bir arkadaşımın dediÄŸine de artık hak veriyorum: “Haberin devamını getir, getirmezsen sen kötü olursun” demiÅŸti, vallahi haklı çıktı. Ama bunca ÅŸeyi ben yapmadım, siz yaptınız. Hani Picasso’nun Nazi subayına verdiÄŸi yanıt var ya iÅŸte onun gibi: İspanya’da Guernica kasabası faÅŸist uçakların bombalarıyla taÅŸ taÅŸ üstünde kalmayınca, Picasso kasabayla aynı adlı ünlü tablosunu yapar. Günün birinde bu tabloyu gören bir faÅŸist subay Picasso’ya sorar; “bu tabloyu siz mi yaptınız?” Picasso da yanıt verir; “hayır siz yaptınız.” Cevabım budur!.. Hakkımdaki olumsuz konuÅŸmalardan bıktığım için bunları ekliyorum. Kimse de “ya ÅŸu iÅŸi bir de senden dinleyelim” demiyor. Åžimdilik ben de yazmış oldum, biraz geç oldu ama olsun, yavaÅŸ yavaÅŸ, acele etmeden!
Eksikler çok. Yazı buna rağmen yine uzun oldu. Ancak başta resmî yetkililer olmak üzere herkes bana istediği her soruyu sorabilir, ben her yerdeyim. Kimse dolduruşa gelmesin; dolduruşa gelerek memleket yönetilmez ev bile yönetilmez!
Yeteri kadar bedel ödüyorum, artık bir de gereksiz baÅŸ aÄŸrısı çekmeyeyim. Yazı biraz uzun oldu, ayrıntılar gerekliydi, daha da çok var ama ayrıntı az yine de sanırım olabildiÄŸince net ve açık oldu. O nedenle ÅŸu bildik menkıbeyi de vereyim ve bu “ana konu”yu kapatayım: Mimar Sinan devasa Selimiye Camii’ni bitirdikten sonra “bu caminin minaresi eÄŸri” diyen bir meczup ortaya çıkmış ve bu yayılmaya baÅŸlamış. Sinan bunun üzerine Selimiye’ye gidip meczubu getirtmiÅŸ. SormuÅŸ “sorun ne?” Herif “minare eÄŸri” demiÅŸ. Ancak Sinan yaptığı eserle ilgili olarak bir manyağın bile olumsuz söylentisine tahammülü yok! Sinan, ustaları çağırtmış ve minareye ip baÄŸlatıp, çektirtmiÅŸ. Sonra adama “bak bakalım düzeldi mi?” demiÅŸ. Meczup bakmış “tamam düzeldi” demiÅŸ… Anlaşıldığını sanıyorum!
Åžimdi; herkes bana istediÄŸi soruyu sorabilir ya da bir 1′inci Çin-Türkiyearası Bir Sıkımlık DiÅŸ Macunu Yarışmasına katılabilir.
Ha, son olarak, ÅŸu da var; “dünyada herkesin bir fiyatı vardır. Mesela sen de xxx kadar para alaydın, susardın. Senin de bir fiyatın var.” Evet doÄŸru! Benim de bir fiyatım var. EÄŸer varsa o kadar para bir yerlerde, eÄŸer satın alınabilecekse ve eÄŸer gerçekleÅŸebilecekse iÅŸte benim fiyatım ÅŸudur: Asya’nın devleri olan Çin ve Türkiye’nin, dünyanın en güçlü iki dost ülkesi olması için gereken para ne kadarsa o kadardır benim bedelim. Ya da iki minik kızımın göremediÄŸim bebekliklerini geri ne getirecekse, iÅŸte o kadardır benim bedelim!.. Beni ancak bu paralar satın alır, gerisi küçük hedefleri olan, küçük dünyaları olan, minik, minicik insanların laf-ı güzaflarıdır, öyle de kalırlar…
(Ana konu bitti! Baba konuları da yazarız!)
“Herkes yaptığı kadardır.”