5

Kızınızı kaça satarsınız? -1-

(Bu yazı çoÄŸunlukla Çin’de yaÅŸayan Türkleri ilgilendiriyor, çat kapı gelen birisiyseniz, bu uzun yazıyla zaman harcamayın, zamanınıza yazık. Kimi Türklere söyleyecek bir çift lafım var. O nedenle bu yazıyı yazdım. Ama elbette “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” kıvamındadır da!)

Soruyu, erkek çocuÄŸu olanlara “oÄŸlunuzu kaça satarsınız?” diye de sormuÅŸ olayım. İki kızım var ve o nedenle bu baÅŸlığı koydum; bu yazıyı okuyan her kimseniz, yaÅŸayan en deÄŸerli varlığınızı bu soruya yakıştırın.

“Kızınızı kaça satarsınız?” sorusuyla karşı karşıyaysanız; hayatınızın dönüm noktalarından biriyle daha yüz yüzesiniz demektir. Vardır böyle yaÅŸamın çatallaÅŸtığı zamanlar; mesela üniversite sınavında yapacağınız bir eksik ya da bir fazla soruyla hayatınızın akışının deÄŸiÅŸmesi gibi. Ya da piyangodan en büyük ikramiyenin çıkması gibi. Ya da sevdiÄŸiniz iki insandan birini eÅŸ olarak seçeceÄŸiniz zaman hayatınızın bambaÅŸka mecralarda akması gibi! BaÅŸlıktaki soru, verdiÄŸim örneklere pek benzemiyor. Ancak, acaba benzemiyor mu? Ya da aslında çocuÄŸunuzu, eÅŸinizi, annenizi, memleketinizi satıyorsunuz da siz satmadığınızı sanma yanılgısında mısınız? Yani bunun farkında mısınız? Halbuki size göre, satmıyorsunuz ve satmadınız da! Çünkü bu “satma” edimi karşınızda cisimleÅŸmiÅŸ ÅŸekilde deÄŸil. Yani kapınıza gelmiÅŸ birisi elinde parayla sizin çocuÄŸunuzu, eÅŸinizi, memleketinizi satın almak için beklemez. Siz de böyle bir olayla karşılaÅŸmadığınız için yani bu durum gözlerinizin önünde cisimleÅŸmediÄŸi için satmadığınızı söylüyorsunuz. Ama öyle mi acaba? BebeÄŸinizi, çocuÄŸunuzu satmıyor musunuz? Karınızı? Memleketinizi? Anne-babanızı?

Konuya tam girmeden bir sorum var, ayrıntılar daha sonra: Sizin bir “bakanlığınız” var mı? Bakanlık dediÄŸim; dışiÅŸleri, tarım, ekonomi, spor, baÅŸbakanlık vb bahsediyorum. Sorum ÅŸu; “sizin, bir vatandaÅŸ olarak kendinize yakın hissettiÄŸiniz bir bakanlığınız var mı?” Bu meslekî olabilir, siyasî olabilir, bakanını sevdiÄŸinizden ötürü olabilir vs. Benim var; Kültür Bakanlığı’dır. Artık iki bakanlık birleÅŸti ve adı Kültür ve Turizm Bakanlığı oldu. Böylece bakanlık bana daha da yaklaÅŸtı. Çünkü ilk yüksek eÄŸitim aldığım kurum Turizm İşletmeciliÄŸi Otelcilik Y.O.’luydu. Sonradan deÄŸiÅŸtirdim ve Güzel Sanatlar Fakültesinde okudum. Gazetecilik ise ayrı! GazeteciliÄŸim tamamen “gazeteci olunmaz, gazeteci doÄŸulur” darb-ı meseli gerçeÄŸine dayanmaktadır. Yani her “okuyan” insan aslında gazetecidir. Gerisi, bir süre gazete binalarında çürütülecek dirsektir ve o ara alınacak olan kimi teknik bilgilerdir. “Okuyan” biriyseniz arkası gelir! Dile kolay, gazeteciliÄŸi de 20 yılı aÅŸkın bir zamandan beri yapıyorum. Turizm iÅŸletmecilik eÄŸitimimi dördüncü, yani son sınıfa geçince bıraktım. Ancak okuduÄŸum yıllarda hatta daha sonraki yıllarda da turizm sektöründe çalıştım, hemen hiç kopmadım, hâlâ en yakın arkadaÅŸlarım turizm okuduÄŸum yıllardandır… Turizmi bırakmamın nedeniyse Güzel Sanatlar Fakültesinin Sinema-TV bölümünü yetenek sınavıyla kazandığımdan ötürüdür; sanatçı olacağım ya!.. Turizm sektöründe olduÄŸu gibi sinemacılığın da televizyonculuÄŸun da bir çok alanında çalıştım ve fakülteden sinema yönetmeni ve fotoÄŸrafçı olarak mezun oldum… Yani kısaca turizm ile birlikte, özellikle kültür ve sanat alanlarındaki eÄŸitimim, onun üzerinde çalışmışlığım, birikimim, tanıdıklarım hatta uluslararası çapta tanıdığım sanatçılar, kültür adamları, eÄŸitimciler, yetkililer vs ötürü TC Kültür ve Turizm Bakanlığı benim bakanlığımdır. Bu üniversite yerine mesela ziraat okusaydım, tarım bakanlığını; mülkiyeyi okusaydım dışiÅŸleri bakanlığını kendime yakın görürdüm; doÄŸal olarak bu böyle! “Bakanlığım” sözcüğünü de hayranlık, aidiyet, içleÅŸtirmek vs anlamında kullanmıyorum. Şöyle ki; Kültür ve Turizm Bakanlığının geçmiÅŸ bakanlarını, müdürlerini, çalışanlarını tanıdığımdan; üzerinde çalıştığım ve filmin satılmasından sonra Ankara’daki binalarına kestane ÅŸekerini hediye olarak götürdüğümden; belgesel film projeme onay aldığımdan; bakanlığın Ankara’daki farklı binalarında dolaÅŸtığımdan; bakanlıktaki “kitap okuduÄŸunu bildiÄŸim için” tanıdıklarım vasıtasıyla bakanına ufak ama manevi deÄŸeri büyük olan hediye gönderdiÄŸimden; İstanbul’daki merkezinde insanların çaylarını içtiÄŸimden vs yani kısaca benim iÅŸimle, mesleÄŸimle ilgili olduÄŸundan ötürü benim bakanlığımdır. Meslek yaÅŸamının büyük bölümünü o bakanlığa vermiÅŸ sayıyorum: Turizm alanında eÄŸitim aldım, çalıştım, konusuyla ilgili kitaplar, dergiler okudum, dergilere yazılar yazdım; ayrıca Güzel Sanatlar Fakültesinde yüksek lisans eÄŸitimi bile aldım, kameramanlık, yönetmenlik, setlerde kablo taşımacılığı, asistanlıklar, film festivallerinde organizatörlük yaptım, dergilerde sinema yazıları yazdım, televizyonun her biriminde çalıştım, hatta “kısa film ve video” dalında yapımcılık ve program sunuculuÄŸuna kadar varan geniÅŸ ve eskilere giden saÄŸlam bir birikimim var. Yani sektörüme de ihanet etmedim, bakanlığıma da! Sanki muhalefet partilerinde oluÅŸturulan “gölge bakanlık” çerçevesi gibi kültür ve turizm bakanlığını hep izlerim. O nedenle de “okuyan” biri olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı bilirim, bu iÅŸimin gereÄŸidir. Beri yandan “Homo Politicus”luÄŸumdan ötürü de birçok bakanlığı zaten doÄŸal olarak bilirim. Ancak bu sıralıdır ve ilk sırayı Kültür ve Turizm Bakanlığı alır, sonra mesela BaÅŸbakanlık, DışiÅŸleri, Ekonomi vs diye de devam eder. Sizlerin de mesleÄŸinden ya da saydığım özelliklerden ötürü mutlaka bir bakanlığınız vardır, hele ki “okuyan” biriyseniz.

Çok uzatmayayım! Pekin’e geldiÄŸimde de keÅŸfettiÄŸim TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Pekin Kültür ve Tanıtma MüşavirliÄŸi “vurulduÄŸum” yer oldu. “İşte” dedim kendime, “senin hedefin burasıdır ve burada olmalısın.” Hem severek ve isteyerek geldiÄŸim Kaf dağının ardındaki Çin, hem de Pekin’de bakanlığım tarafından açılmış olan müşavirlik! Bu ikili ne güzel! Ben daha ne isterim ki?

Ancak iÅŸte ne zamandır başımı aÄŸrıtan ama insanlara doÄŸrudan ya da dolaylı “has….r lan” diyemediÄŸimden ötürü de peÅŸimi hiç bırakmayan bir konuya deÄŸineceÄŸim. Zaten bu yazının nedeni de bu!.. Yukarıda yazdıklarım genel bir çerçeve için gerekliydi o nedenle yazdım ancak bu yazıyı yazmak artık elzem olmaya baÅŸlamasından ve yaÅŸamın gerçeklerinin beni iyice zorlamasından ötürüdür. Yoksa “sükût ikrardan gelir” durumuna düşmeye baÅŸladım. Okuyun:

Çin’de gazeteci olarak bulunuyorum. Ancak medyanın durumu malum, aynı memleket gibi; med-cezir misali, bir iyidir bir kötüdür. Çalıştığım kurum da iki küsur yıl önce dibe vurdu. Ben, o aralar Türkiye’de bensiz büyüyen iki kızımdan da ayrı olduÄŸumdan artık Türkiye’ye dönme hesapları yapmaya baÅŸlamıştım. Kendime soracağım “Çin’de harcadığın onca yıl ne ola ki?” sorusu beynimi kazıyacaktı ama en azından iki minik kızımla birlikte olacaktım; zararın neresinden dönülse kârdır! Zaten iki minik kızımın geleceÄŸi için Çin’deydim. İstiyorum ki iki minik kızım benim gibi “sürünmesin”. Babam da benim için aynısını söylüyordu, ÅŸimdiyse sıra bende, ben söylüyorum; Türkiye’de “namuslu” olunduÄŸu sürece de babadan çocuÄŸa kalacak olan en gerçekçi miras da bu olacak! Bu hükümetlerle bu kadar!.. Ancak Çin’de yaÅŸayarak daha doÄŸrusu kızlarımdan ayrı büyümenin acısını içime atarak, bu kötü mirası yok etmek en büyük hedefim; onlardan ayrı kalma pahasına, onların bebekliklerini, hem de en güzel zamanlarını görememe pahasına! Kızlarımın dünya vatandaşı olabilmeleri için Çin’den daha güzel bir ülke de yok! Hem ülkemin güzelliklerini benden öğrenecekler hem de Çin’in güzelliklerini Çin’den. Ana plan bu!… Ancak Türkiye’ye dönme hesaplarında, son dakikada ortaya çıkan “Pekin Kültür MüşavirliÄŸinde çalışmak olur mu olmaz mı, olabilir mi olamaz mı” derken, Kültür ve Turizm MüşavirliÄŸinde iÅŸe baÅŸladım. Çok daha öncesinde de “yarı zamanlı olsa da olur, çalışırım” gibi giriÅŸimlerim olmuÅŸtu ama heyhat, bir sonuç çıkmamıştı: Zaten ortalama üç ayda bir eleman deÄŸiÅŸtiren bir müşavirlikte “iÅŸe yarayacak bir adam” ne iÅŸe yarardı ki?

Çin’e, % 100′de Fransız kalan yeni bir devlet memuruyla birlikte memleketi bir de Çin’den doÄŸru kurtarmaya çalışalım dedim! DeÄŸinmiÅŸtim, yine deÄŸinmeden geçemeyeyim; bir ülke hakkında hiç bir ÅŸey bilmeyen devlet memurlarını “yurtdışına temsil yeteneÄŸini haiz görerek göndermek” bakanlığımın pürzekâ iÅŸlerinden biridir:  Bakanlık bu sistemiyle ne kadar övünse azdır! Bravo…

Müşavirlikte çalışmaya baÅŸladım! Ama ne çalışma; müşavirlikte çalışırken ilk haftalar sadece uyumak için eve gider olmuÅŸtum. Haftanın yedi günü çalışıyordum. Hafta sonları bir nevî turist rehberliÄŸi ÅŸeklinde devam ediyordu. Her gün iÅŸe gidiÅŸ-geliÅŸ taksi parası iflahımı kesmiÅŸti. Arkadaşımdan borç alıp Pekin’in güzelim Haidian semtini bırakıp, başından beri pek ısınamadığım Çaoyang’a taşındım, haliyle bir sürü masraf! Artık bi nevî devlet memuru da olmuÅŸtum ya, kendime takımlar, hatta gömlekler diktirttim. O zaman içinde çevremdeki arkadaÅŸlardan kopmuÅŸ ve bedenen cidden yorulmaya baÅŸlamıştım ama en sevdiÄŸim yerde çalıştığım için halimden çok da ÅŸikayetçi deÄŸildim. Ancak en önemlisi, tüm paralar doÄŸal olarak cebimden çıkıyordu. Taksileri, elbise takımlarını, öğle yemeklerini paso ödüyordum (Allah için, çoÄŸu akÅŸam yemekleri hariç ama gecenin o saatinden sonra eve gidecek taksi parası dahil) ama iflahım da kesilmeye baÅŸlamıştı…

ArkadaÅŸların kimisi halen kızar, “iÅŸe girerken parayı konuÅŸacaktın!” Öyle deÄŸil ama! Her ÅŸeyden önce parayı illa ki benim konuÅŸmam gerekmiyor. Demek ki konuÅŸulmuyorsa o ara sınanıyorum da! Yani, ben bu iÅŸi yapabilir miyim yapamaz mıyım? DoÄŸal olanı da o deÄŸil mi! Åžirketler bile bir kiÅŸiyi iÅŸe alırken üç aylık bir deneme süresi koymazlar mı? Ben de o süreçteyim ve gık da çıkarmadan, sevdiÄŸim bir yerde olan bu ofiste çalışıyorum. 7/24 ÅŸeklindeki çalışma süresi 1.5 ayı doldurdu ve “maaÅŸ”ımı aldım! DoÄŸrusu ya son haftalara doÄŸru ben de maaÅŸla ilgili bir konuÅŸma beklemiÅŸtim… İmdiiiii, siz düşünün bakalım; 40 yaşına gelmiÅŸ, elinde bakanlığın haiz olduÄŸu iki bölümle ilgili, yani turizm ile kültür ve sanatını meslek olarak seçmiÅŸ, üniversitenin yüksek lisansını da okumuÅŸ, dört yıl Çin deneyimi olan, hem de gazeteci, eh, konuÅŸmasını da bilen bir kiÅŸiye ne kadar maaÅŸ verilir? Mesela şöyledir: EÄŸer düşük bir maaÅŸ verilirse bunun anlamı “ben senden hoÅŸlanmadım, git”tir. Beklentinin altında bir maaÅŸ verilirse, bu bir tartışma konusudur. Beklenilen bir maaÅŸ ise, o her iki tarafın da memnuniyetidir. Beklentinin üstünde bir maaşı, zaten beklemiyoruz!..

Evet, 1.5 ay boyunca -uyku hariç- 7/24 ÅŸeklindeki çalışmanın karşılığını aldığım para ÅŸu: 300 (yazıyla üç yüz) dolar! Yani aylığım 200 dolara geliyor!.. Bu “düşük bir maaÅŸ” falan deÄŸil. Bu manyakça bir ÅŸey! Postmodern bir emek karşılığı. Sürrealist bir para birimi. Aklın, mantığın, zekânın, bilginin her ne derseniz deyin, iÅŸte o ÅŸeyin almayacağı bir figürdür! DeÄŸiÅŸik bir tanımlamayla; o 1.5 ay boyunca arkadaÅŸ, aile efradı, bakanlık çalışanlarını “turist rehberi” sıfatıyla gezdirsem, günlük (ve tabi ki 8 saatten fazla deÄŸil) en az 200 dolar kazanılır, bense aylık 200 dolar aldım… Sonradan maaÅŸ adım adım yükseldi ve son birkaç ayda 800 dolara çıktı. Ben orada aylık ortalama, -hesaplamamda yanılmıyorsam- 700 küsur dolara çalışmışım. Müşavirlikte çalışırken para yetmediÄŸinden ötürü artık kredi kartı borcum sınıra dayandı. Borç almıştım ancak bir kuruÅŸunu bile geri veremedim. Denir ya, açlıktan nefesim kokmaya baÅŸladı… İşin maddî tarafı bu ve görüldüğü üzere “rezalet” bile yetersiz bir sözcük! Ancak bir de manevî tarafı var; yani yapılan iÅŸten “her ÅŸeye raÄŸmen” zevk alma tarafı: Bunun açıklaması ise maddiyattan daha da kötü: Ne yazık ki yazmak zorunda kalıyorum ama gerçek bu; ne tanıtım, ne turizm ne de kültür adına “hiç” yapılıyor: Aslında hiç bir ÅŸey yapılmasa daha iyi çünkü, sözcük yerindeyse “rezalet”ler de oluyor. Duymalarım o ki müşavirlik açıldığından  beri böyle de olagelmiÅŸ (Bunların örneklerine girmeyeyim, ÅŸu an amacım da o deÄŸil!) Zaten söylememe gerek yok, burada uzun yıllardan beri yaÅŸayanlar görüyorlar. Benim orada doÄŸal olarak hiçbir sıfatım yok ancak bu sıfatsızlığa raÄŸmen kimi iÅŸlere müdahale etmesem, iyice rezil olunacak! Elbette bu yazdığım komik ve garip ama bu böyle! Öte beri deÄŸil, cidden sinirlerim de bozulmaya baÅŸlamıştı. İşte zorunlu bir örnek: Bir grup Çinli gazeteci Türkiye’ye gidecek ve gitmek istedikleri yerlerin arasında Kayseri de var. MüşavirliÄŸe gelip vize ve Türkiye’de görüşülecek kiÅŸiler konusunda yardım istediler. Ancaaaakkkk biz onlara vize veremezmiÅŸiz. Neden? Çünkü bu Çinli gazeteciler Kayseri’ye gideceklermiÅŸ ve orada Uygur Türkleri varmış, oraya giderlerse olmazmış bu hassas bir konuymuÅŸ. Haaaaaaa! Güler misin, aÄŸlar mısın! Çin’den ve hatta memleket gerçeÄŸinden bu kadar uzak olunabilir mi? Abartmıyorum bu gazetecilerin gitmemeleri için her ÅŸey yapıldı ve elbette vize alamadılar. Araya da girdiÄŸim için, “ben ve memleket” Çinli gazetecilere karşı rezil olduk. Ama bu gazeteciler allem etmiÅŸler kallem etmiÅŸler, birilerine paralar vermiÅŸler, bir ÅŸekilde bir kaç bin yüene Türkiye vizesi almışlar. Gazeteciler Türkiye’ye gitmeden iki gün önce yani vizeyi aldıkları Cuma günü beni aradılar. Ben iÅŸi gücü bıraktım mesainin bitimine saatler kala yine randevular ayarladım. İşte, anımsayanınız vardır: Çin’de yayımlanan bir iÅŸ dünyası dergisi Güler Sabancı’yı o sayede kapak yaptı. Sabancı’nın sekreterini Çinli gazetecilerin röportajını iptal ettikten sonra bir kez daha arayıp randevu ayarladım! SaÄŸ olsun Güler Sabancı da onları çok iyi ağırlamış. O yazıyı çevirttirdim, oldukça iyi bir iÅŸ çıkmış! Güler Sabancı’nın kapak olduÄŸu o derginin afiÅŸleri Pekin’de ve Çin’de hemen tüm gazete bayilerine asıldı. Hatta diÄŸer sayısında yine Türkiye ile ilgili birçok yazı yayımlandığı gibi yine o yayın grubuna ait baÅŸka bir dergide de baÅŸka yazılar çıktı. Bu, ayağımıza kadar gelmiÅŸ bedava tanıtım olanağı.Yani ülkemiz bu gazeteciler için ne otel, ne rehber, ne ulaşım ne de baÅŸka bir para harcamış ancak “biz gazetecilere vize vermeyelim gitmesinler” derdindeyiz! Kayseri Uygurları konusu ayrı trajedi, bunun haricinde bir istememezlik, bir havalara girme, deÄŸme gitsin, yani Çinli gazeteciler üzerinden karakter tahlili ve güç gösterisi yapılıyor!.. Sanki ülkemiz Kuzey Kore! Hani gidecek olan ABD’li gazeteci falan olsa anlarım! Biz serbest bir ülkeyiz ama Çinli gazeteci göndermeyeceÄŸiz; vay anam vay, ne hassasiyet, ne hassasiyet! Hem de Çin’de “ekonomi ve iÅŸ dünyası” konusunda dergiler yayımlayan yayın grubunun gazetecilerini göndermek istemiyoruz. Bir de iÅŸin ÅŸu önemli gerçeÄŸi var: Çin ile ticaret açığımız bir komedya! Buradaysa, bu konuda çorbaya bir tutam tuz ekleme ÅŸansı ayağımıza kadar gelmiÅŸ ama bizim taraftaysa Çin’in ciddi iÅŸ dünyası dergilerinin gazetecilerini hem de bedavaya Türkiye’ye göndermemeye çalışma cehaleti!.. İşte böyle! Bu sadece bir örnek, daha yazsam cilt cilt neler çıkar: İnsanî olan ÅŸeyler ayrı ama iÅŸ memleket meselesi olunca sadece bir örnekle buraya yazdım ve iÅŸte yazılmayacak gibi de deÄŸil. Güler Sabancılı dergi kapağını buraya örnek aldım çünkü bilinen bir ÅŸeydi. Ancak yazmamın esas nedeniyse ÅŸu: Bu örnekten yola çıkarak; hiç olmazsa ben o ofiste Türkiye’deki iÅŸ çevrelerindeki insanlardan Çinli gazeteciler için iletiÅŸim kurmak gibi bir iÅŸi yapmaya çalışıyorum, lâkin bunun karşılığında insanî bir ücret almadığım gibi bir de sinirlerim inanılmaz bozuluyor üstüne üstlük bir de memleketi rezil ediyoruz. -Memleketin rezil olması konusunu bir yana bırakırsam- e, benim orada artık ne iÅŸim var?

Ancak dikkatinizi çekerim, bakanlık Pekin’deki müşavirliÄŸi “en iyi çalışan müşavirlik”  kabul ediyor. Artık, diÄŸer müşavirliklerin durumunu varın siz düşünün! Memleketimin geldiÄŸi nokta iÅŸte budur! Unutmayın, bu müşavirliklere harcanan her kuruÅŸ sizlerin cebinden çatır çatır çıkıyor. Eee, ne kadar ekmek o kadar köfte!

GELELİM ESAS MESELEYE!

Müşavirlikten ayrıldıktan sonra bana söylenenler ÅŸu üç baÅŸlıkta toplanır: 1. “Madem 200 dolar maaÅŸ aldın haaa..rini çekersin, iÅŸi bırakıp gidersin. Ne diye durdun ki?” Bu sorunun yanıtını görece yukarıda vermeye çalıştım. Bir de biliyorsunuz, umut insanın naturasında var ve hep iyi olanı ister, düşler. Ben de öyle baktım, bugün iyi deÄŸil ama “her ÅŸey yarın daha güzel olacak” ama olmadı! Daha çok ayrıntıyı buraya yazıp uzun zaman alsın istemiyorum. Çünkü amacım bu ayrıntılar deÄŸil. Nihayetinde 10 ay kadar çalıştım ve 700 küsur doların altında bir ortalamayla tutunmaya çalıştım ve iÅŸte deyim yerindeyse açlıktan nefesimiz koktu. Durumu anlatmak için ÅŸunu söyleyeyim: Ev kiram oldukça düşüktür ve “500 dolar”dır. 2: “Hata yaptın, maaşı ilk iÅŸe baÅŸlarken konuÅŸacaktın.” Bu sorunun yanıtını yukarılarda verdim. 3. “Sen bu maaşı kabul ettiysen, senin o ofiste bir çıkarın vardı ya da baÅŸka hesapların vardı o nedenle uzun süre çalışmışsındır.” Yani diÄŸer ÅŸekliyle söylersem, ben o kadar az paraya çalışıyorsam (insanlar bunu düşünmekte haksız da deÄŸiller hani) ben bakanlığın müşavirliÄŸe verdiÄŸi o güzelim bütçesinden cebe bir ÅŸekilde para indirmek için, yani çalmak için orada çalışıyordum…

İşteeeeee, herkesin yüzüme karşı soramadığı ama kimi “dost”larımın ÅŸakayla karışık sadri alışık kıvamında yüzüme karşı söyledikleri ya da arkamdan “hâlâ konuÅŸulan” esas konu da bu! Bu yazının yazılmasının esas nedeni de bu! Ve iÅŸte bu sorunun yanıtı bu yazının baÅŸlığındadır: “SİZ KIZINIZI KAÇA SATARSINIZ?”

Bu birinci bölümdü. Birkaç gün içinde de diÄŸer bölümleri okursunuz…

YORUM “Kızınızı kaça satarsınız? -1-”

andreea :

Just an amazing site!
:)

Levent Ulucer :

yaaaa, andreea bile anlamış bu siteyi ve hatta bu yazıyı… helal be Andreea!.. Nerden buluyorlar beni böyle anlamıyorum ki. Geliyor böyle arada bir, ben siliyorum. Silmeyeyim de yayınlayayım bari. Seviyor adamlar ilginç olan biÅŸieyleri demek ki anlamdıkları bir ÅŸey olsa bile… Peh!..

Serkan Seker :

Alinamayan vize parayla aliniyorsa …

Levent Ulucer :

Valla Serkan, bu vize konusu ben bildim bileli vardır. Kısa bilgim ÅŸu: Bu aslında her iki ülke arasında imzalanan anlaÅŸmayadan ötürü. Her önüne gelen çatkapı ne Türkiye’den Çin’e, ne de Çin’den Türkiye’ye vize alamıyor. Yani frenkçesiyle “individual” vizeyi her iki taraf da vermiyor, ancak özel durumlarla olması lazım; mesela eÄŸitim, saÄŸlık vs gibi. Sanırım iÅŸ adamı olanlar belgelerini göstermek suretiyle alabiliyorlar. Turistik vizeyse baÅŸka bir karın aÄŸrısı. Artık vizeleri ayırmak da zor, adam bir ülkeden bir ülkeye gittiÄŸi zaman illa ki iÅŸ için deÄŸil turist olarak da gidiyor. Biliyorsun yıllardan beri kongre turizmi, fuar turizmi diye ÅŸeyler geliÅŸti. Bu da karışık bir durum. Yani her iki elçilik çalışanları buna mecburen dikkat ediyorlar. vs vs. Aslında her iki ülkenin sorumluları oturup bunu çözecekler ama ne zaman. HoÅŸ, Çin akıllı bir adım attı ve vize konusunu tamamen Türkiye’deki 12-13 dolayında turizm ÅŸirketine devretti. Vize iÅŸleri için artık Çin tarafı doÄŸrudan ilgilenmiyor bu ÅŸirketler ilgileniyor… Yazıda bahsettiÄŸim gazeteciler de haliyle “individual” olduklarından vize alamıyorlar, buldukları bir Çinli turizm ÅŸirketine gebe kalıyorlar, onlar ne isterlerse parayı basıyorlar. GeçmiÅŸ gün unuttum ama birkaç bin yüene bu vize için para veriyorlar (tabi onların cebinden çıkacak deÄŸil, koca medya grubu vermiÅŸtir herhalde) Bu turizm ÅŸirketi de vizeyi katmıştır diÄŸer vizelerin arasına almıştır… Tabi aslında vize de sorun. Ama dediÄŸim gibi her iki ülkenin oturup çözmesi gereken resmi bir sorun. Ancak bu da Türkiye’ye gidecek olan turistleri ciddi olarak etkiliyor. Sırf vize sorunu yüzünden Türkiye turlarını iptal edip baÅŸka ülkelere giden turistler olduÄŸunu duyuyorum. O ayrı bilet sorunu olduÄŸu için gidemeyenler de var. Aslında birikmiÅŸ daÄŸ gibi sorunlar var ama öyyyyle bekliyorlar. Sıcak sıcak sorunlar, fırından çıkmışçasına el yakıyor,o nedenle de kimse dokunmuyor. Arada olan Türkiye’ye gidecek ama gidemeyen bir kaç bin Çinliye oluyor…

adem :

merhaba levent bey.Bu günlerde türkiye gündemi ergenekon.Hiç yorulma desem olmayacak,büyüklerimizin başka hesapları kapatma sevdaları var.Eminimki bir gün sizin gibi memleket sevdalılarınada işimiz düşecek.HİÇ ÜZÜLMEYİN.2002 DE Çine 13 günlük bir ziyaretim olmuştu ve çok etkilendim.Biz Türkler %99 umuz,müslümanız elhamdüllah.% kaçımızüçkağatçı değil.GUANGZOU KENT HALKI hayatımın en güzel 13 gününü yaşattılar,hepsine teşekkür ederim.Şunu açıkca ifade edebilirimki aynı mekanları türkiyede gezmeğe kalksam daha ilk akşam cebimdeki yirmibin dolardan hariç bir yıllık,gelirimide borçlanırdım.Levet bey sizi izlemeye devam ediyoruz,BAŞARILAR DİLERİM.

Mesaj Bırakın!