Arşiv January 6th, 2009

5

Kızınızı kaça satarsınız? -1-

(Bu yazı çoğunlukla Çin’de yaşayan Türkleri ilgilendiriyor, çat kapı gelen birisiyseniz, bu uzun yazıyla zaman harcamayın, zamanınıza yazık. Kimi Türklere söyleyecek bir çift lafım var. O nedenle bu yazıyı yazdım. Ama elbette “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” kıvamındadır da!)

Soruyu, erkek çocuğu olanlara “oğlunuzu kaça satarsınız?” diye de sormuş olayım. İki kızım var ve o nedenle bu başlığı koydum; bu yazıyı okuyan her kimseniz, yaşayan en değerli varlığınızı bu soruya yakıştırın.

“Kızınızı kaça satarsınız?” sorusuyla karşı karşıyaysanız; hayatınızın dönüm noktalarından biriyle daha yüz yüzesiniz demektir. Vardır böyle yaşamın çatallaştığı zamanlar; mesela üniversite sınavında yapacağınız bir eksik ya da bir fazla soruyla hayatınızın akışının değişmesi gibi. Ya da piyangodan en büyük ikramiyenin çıkması gibi. Ya da sevdiğiniz iki insandan birini eş olarak seçeceğiniz zaman hayatınızın bambaşka mecralarda akması gibi! Başlıktaki soru, verdiğim örneklere pek benzemiyor. Ancak, acaba benzemiyor mu? Ya da aslında çocuğunuzu, eşinizi, annenizi, memleketinizi satıyorsunuz da siz satmadığınızı sanma yanılgısında mısınız? Yani bunun farkında mısınız? Halbuki size göre, satmıyorsunuz ve satmadınız da! Çünkü bu “satma” edimi karşınızda cisimleşmiş şekilde değil. Yani kapınıza gelmiş birisi elinde parayla sizin çocuğunuzu, eşinizi, memleketinizi satın almak için beklemez. Siz de böyle bir olayla karşılaşmadığınız için yani bu durum gözlerinizin önünde cisimleşmediği için satmadığınızı söylüyorsunuz. Ama öyle mi acaba? Bebeğinizi, çocuğunuzu satmıyor musunuz? Karınızı? Memleketinizi? Anne-babanızı? … devamı!