Arşiv January, 2009

0

Sı Çin Gı Rı Lı (Si Qin Ge Ri Le)

Turizm İşletmecilik okuduğum yıllar: Balıkesir tam bir öğrenci kenti ve herkes her akşam birilerinin evinde misafir. Bir akşam, biz dört ev arkadaşı caddenin karşısındaki beş arkadaşın kaldığı evdeyiz ve başka arkadaşlar da var. Geçmiş gün ayrıntıları unuttum ama durum şu: Bir kız arkadaş orada bir türkü okudu. Kız alımlı bir kız değil. En azından o zamanki bakışım öyleydi, şimdi olsa belki farklı olur, neyse. Kızın okuduğu türkü sanki bir tür ağıt gibiydi. Belki ağıt değil de ben bugünden geçmişe bakarak o türküye böyle diyorum. Kız türküyü okudu ama söylediği türkü türküden daha fazla şeydi. Sanki türkü söylenmiyor da bir tanrıçanın ezgisini duyuyordum. Mıh gibi kalmıştım. Ancak sadece ben değil herkes öyle pür dikkat kalakalmış türküyü dinlemişti. İşte tam o anda beni sersemleten bir düşünce geçti aklımdan: “şimdi bu kız türküden sonra yanıma gelse, beni sevdiğini ve hatta benimle evlenmek istediğini söylese”. Hani öyle bir atmosfer var ki evin içinde “hayır” demenin olanağı yok. Yani bana hiç de güzel gelmeyen birisine, yaktığı türküsünden ötürü zorunlu tutulma, mecbur olma, zorla zincirlenme, tutuklanma; artık her ne denirse ,hayatımız genç yaşta kayıp gidecek ve bu kız bunu sadece bir türküyle yapacak… Neyse ki türküyü bitirdikten sonra bana böyle bir şey demedi de ben de zorla onu sevmek zorunda kalmadım. Komik yahu!.. Ama diyeceğim şu ki bir türkü insanı bu derece mi etkiler!? İşte etkilenmiştim. Sonradan bu durumu ev arkadaşımla da konuşmuştuk. Konuşmadan çıkan şu oldu ki yanlış düşünmemişim, gerçekten bir kızın bir türküyle insanları ne denli değişebileceğini anladım.

İşte yıllar sonra şu aşağıda seyredip dinleyeceğiniz videodaki Çinli de bende aynı duyguyu uyandırdı. Çinli bayan şarkıcı Moğol. Büyük olasılıkla İç Moğolistan eyaletinden. Çince adı Sı Çin Gı Rı Lı (Si Qin Ge Ri Le). Moğolca adının Latince ya da Türkçe yazılışını bilmiyorum. Şarkının adıysa Mu Gı (Mu Ge). Yani kısaca çobanların şarkısı, sadece çoban şarkısı diyebiliriz, şarkının bir adı yok. Müzik Moğolca değil, Çince. Keşke Moğolcası olsaydı ama onu da bir gün bulurum buraya koyarım.

Yukarıdaki laflarımı boş verin ama diyeceğim o ki yıllar sonra sesine ve dahi güzelliğine aşık olacağım şarkıcının bir benzeri işte yıllar sonra Çin televizyonunda karşıma çıktı. O parçayı seyredip dinledikten sonra programın tekrarını bekleyip kaydettim. Bilinen o ki Moğol kızlarının güzellikleri dillere destan. (Bunu Moğolistan Büyükelçiliğinden bir kıza da söylediğimde gülmüştü. Eh, bizimki boşboğazlık canım, ama onun da hoşuna gitti tabi) Ve elbette Sı Çin Gı Rı Lı’yı daha da güzel yapansa söylediği şarkı. Şarkı sözlerinin İngilizce’sinin altyazısı videoda var; bir göz atın! Müzikle birlikte dinleyince bu parça bir aşk şarkısıymış gibi geliyor kulağa ama değil, yurdunun güzelliğini anlatıyor. Eh, ülkesini seven, böyle güzel sesli, güzel bir Çinliye aşık olmayacağız da kime aşık olacağız!

Müziğin introsu yine Moğolların geleneksel halk müziğindeki gibi gırtlaktan. (İlginç, bu mükemmel gırtlak müziğini neden biz Orta Asya’dan alıp da Anadolu’ya getirmemişiz ki!) Müzikteki ana çalgı yine Moğolların geleneksel atbaşı kemanı. Bu enstrüman bizim kemençenin kabası ama görünümü kemanı da andırıyor. Güzel sesli, güzel Moğolun videosu burada. Ne güzel gülüyor, dans ediyor, şarkı söylüyor. (bu arada sahne performansına, kostümlere, ışıklara vs dikkat edin. İddia ediyorum Çinliler bu sahne sanatları işinde dünya çapındalar, hatta bir numaralar)… Hadi siz de aşık olun bakalım:

si-qin-ge-ri-le

Aşağıdaki müzikleri de badiu.com’dan araştırdım ve indirdim. İlk müzik, aynı parçanın bu sefer bizim bildiğimiz klasik keman ile çalınışı. Aslında parçanın farklı remikslerini de buldum. Hepsini buraya alacak değilim yine de en güzellerinden birini indirdim: Bunda lirik yok sadece müzik var. Parçanın introsu bana nedense Angelo Badalamenti’nin “İkiz Tepeler”ini çağrıştırdı. Ancak ilginçtir, Camille Saint-Saëns’ın Hayvanlar Karnavalı’ndan C Minör 3 Numaralı Senfonisi’ndeki “Kuğu”sunu (Le Cygne) da bir dinleyin. Her iki müziği alt alta koydum. Bakın bakalım, acaba Saint-Saëns bu güzel bestesini Mu Gı’dan esinlenerek mi yapmış!?

mu-ge

le-cygne

Güzel sesli, güzel Sı Çin Gı Rı Lı’nın blogu da burada. Ancak burası onun resmî sitesi mi değil mi bilemiyorum. İsteyen bir göz atar: http://sqgrl.blog.sohu.com/

0

Ülkenizin fiyatı ne kadardır? (önceki bölümün 2′incisi)

Başlık alengirli mi görünüyor? Memleketimizdeki son durumun anlam ve önemine de denk düşmüş oldu. Neyse, yazıya gireyim:

Nerde kalmıştık; “ben müşavirlikte o kadar az paraya çalışıyorsam mutlaka bir beklentim vardı”. Doğrusu ya aslında böyle düşünenlere kızmıyorum. Öylesi komik bir paraya çalışıyor olmak doğal olarak akıllara bunu getiriyor. Öyle ya da böyle “insanlık” bu konuda haklı. Ama yaptık bir hata, bedelini de ödedik yeteri kadar. Diyelim insanların düşündüğü gibi yapmış olaydım, yani “bütçeden biz de sebeplenelim” diye çalışmış olaydım. Sorumu yineliyorum: “Siz kızınızı kaça satarsınız!” Yani benim gibi iki minik kızınızın büyümesini göremiyorsanız, onlarla oynayamıyorsanız, baba-kız olamıyorsanız o zaman bunun karşılığında kaç paralık beklentiniz olur? Fiyat ne olur? Sizce ben bunun karşılığında ne kadar almalıydım? … devamı!

2

Allah çektirmesin -2- ya da Adem bey ve arkadaşlarına çağrı…

robotcu2

Bir önceki haberi biliyorsunuz. O haberin görünütüsü de işte yukarıda link. Tıklayın ve seyredin. Çekçek ustasının görüntülerini Çin tv’sinde yakalayabildiğim kadarıyla yakaladım. Vu İulu (Wu Yulu) Çinli adamımızın adı. Sadece ilkokul okumuş. 11 yaşında ilk robotu görünce olayı bitirmiş. Bundan 20 yıl önce de bu işi yapmaya koyulmuş. Görüntülerin başını ne yazık ki yakalayamadım. İlk başlarda da fotoğrafta görüdüğünüz çekçeki kullanıyordu. Olsun onun da durağan görünütüsü var videoda. Ondan önemlisi videoda da var; düz duvara tırmanan br robot bile yapmış bizim Çinli abimiz. Helal olsun adama.

Onun şikayetiyse, çevresindekilerin onu kendisine para getirmeyen bu aptal aletlerle doldurmasıyla ilgili yaptıkları eleştirilermiş. “Bunları yemiyorsun, e para da yapamıyorsun, ne diye etrafı bu aptal aletlerle dolduruyorsun” diyorlarmış, derler a! Bizim İulu “beni gerçekten anlamıyorlar” diyor. Tabi bizim Çinli abimizin derdi bu işten para kazanmak ama onun en büyük isteğiyse para değil, yaptığı işe saygı gösterilmesi. Demek ki çevresi onu oldukça yıpratmış olacak ki, parayı bırakmış, “saygı gösterin leynn” diye tutturmuş, kim bilir neler olmuştur da adam durup durup ha bire bu saygıyı dile getiriyor. Bizim Çinli abimiz bu iş hobi olarak yapıyor. Ancak sözümüz var!

Sözümüz bir önceki yazıya yorum yazan Adem beyleredir. Adem beyciğim, bakın işte size görüntülü olarak da bu amcamı buraya ekledim. Gözlerinizle gördünüz. İşte bu adamın bu videosunu patronlarınıza gösterin, sonra bu adamla iş birliği yapın, bu adamı keşfedememiş Çinlilere siz çalım atın, çağırın Türkiye’de iş yapın. Çevirmeninizi ben ayarlarım, siz bu adamı çağıracak kapasiteye erişin, gerisini ben hallederim, vallahi de billahi de… İşte haberi vermesi benden, gerisi sizden! Bana da bir Türk yemeği ısmarlarsınız artık, özlüyor işte insan gurbet ellerde! Bizim Çinli de size yemek çubuğu kullanmasını öğretir. Hadi kolay gelsin…

1

Bu sefer kesinleşti, hep beraber, Guangşi’ye gidiyoruz: Oteli bir değişik, yarışması bir değişik!

12

Konuya nereden girsem bilemiyorum ki: Ama heyecan artsın diye, alâkasız bir yerden gireyim: Arada bir draggontempo’nun teknik sayfasına girer bakarım. Teknik bilgilerden anlarım ki, dragontempo’ya tesadüf eseri internette kimi sözcükleri aratıp gelenler de olur. Mesela bu aralar belli ki öğretmenleri öğrencilere ders vermişler “olimpiyatların renkleri neyi temsil eder?”i aratıp, buraya düşüyorlar ya da ne bileyim “soya kıyması” bir süredir pek popüler, google’da soya kıymasını aratıyorlar, hooop buraya düşüyorlar. Ama allah sizi inandırsın, benim halkım nasıl oluyor da dragontempo’ya gelip giriyor tahmin edin!? İnternette en çok şu sözcükleri aratarak düşüyorlar: “Moğol kızları”, “Çinli kızlar” vs. Yani ben her yazının içine durup dururken “porno” gibi masum bir sözcükle başlayıp diğer tahmin edeceğiniz sözcükleri serpiştirsem var ya; ohooo, benim bu site demek ki tık rekoru kıracak. Şimdi neden bunu yazdım: Tahmin edin bakalım hangi yazı en çok tık ve yorum almış durumda ve halen de yorum alıyor. Hatta, haftalar geçti güncelliğini hiç kaybetmedi: Evet; Guangşi’deki şu “büyükler” için yapılan otel yazısı… devamı!

4

Allah çektirmesin!

21

Daha önce demiştim. Çinliler gazetecilikten pek anlamıyorlar. Güzelim haberin içine etmişler. Çin’in en güzel haberlerinden birini yakalamışlar ama içi boş: Bakın fotoğraftaki amcama, dedesinin zamanına özenmiş, gitmiş kendisine robottan çekçek yapmış.. Direksiyonla da robotu idare ediyor. Bravo Çinlimize! Çinli abim, Pekin’in ilçelerinden birinde yaşıyor ama neresi belli değil. Doğru dürüst haberi yapılmış olsa gideceğim adamı bulacağım onların yapamadığı haberi ben patlatacağım. … devamı!

5

Kızınızı kaça satarsınız? -1-

(Bu yazı çoğunlukla Çin’de yaşayan Türkleri ilgilendiriyor, çat kapı gelen birisiyseniz, bu uzun yazıyla zaman harcamayın, zamanınıza yazık. Kimi Türklere söyleyecek bir çift lafım var. O nedenle bu yazıyı yazdım. Ama elbette “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” kıvamındadır da!)

Soruyu, erkek çocuğu olanlara “oğlunuzu kaça satarsınız?” diye de sormuş olayım. İki kızım var ve o nedenle bu başlığı koydum; bu yazıyı okuyan her kimseniz, yaşayan en değerli varlığınızı bu soruya yakıştırın.

“Kızınızı kaça satarsınız?” sorusuyla karşı karşıyaysanız; hayatınızın dönüm noktalarından biriyle daha yüz yüzesiniz demektir. Vardır böyle yaşamın çatallaştığı zamanlar; mesela üniversite sınavında yapacağınız bir eksik ya da bir fazla soruyla hayatınızın akışının değişmesi gibi. Ya da piyangodan en büyük ikramiyenin çıkması gibi. Ya da sevdiğiniz iki insandan birini eş olarak seçeceğiniz zaman hayatınızın bambaşka mecralarda akması gibi! Başlıktaki soru, verdiğim örneklere pek benzemiyor. Ancak, acaba benzemiyor mu? Ya da aslında çocuğunuzu, eşinizi, annenizi, memleketinizi satıyorsunuz da siz satmadığınızı sanma yanılgısında mısınız? Yani bunun farkında mısınız? Halbuki size göre, satmıyorsunuz ve satmadınız da! Çünkü bu “satma” edimi karşınızda cisimleşmiş şekilde değil. Yani kapınıza gelmiş birisi elinde parayla sizin çocuğunuzu, eşinizi, memleketinizi satın almak için beklemez. Siz de böyle bir olayla karşılaşmadığınız için yani bu durum gözlerinizin önünde cisimleşmediği için satmadığınızı söylüyorsunuz. Ama öyle mi acaba? Bebeğinizi, çocuğunuzu satmıyor musunuz? Karınızı? Memleketinizi? Anne-babanızı? … devamı!