Arşiv December, 2008

1

Türkiye’den profesyonel fotoğrafçılar, Çin’de artık bana danışacaksınız

fengniao-007

Çağırıyorlar gidiyoruz. Temsil yeteneğimiz mi var ki çağırıyorlar? Bilemem! Ama gidiyoruz işte. Zorlama yok, işin içinde çıkar yok, “gelse de şundan üç kuruş da biz kapsak ve hatta gerekirse paylaşsak” diyen yok! Zaten en güzel tarafı da bu; işin içinde çıkar yoksa ve çağırılıyorsanız, işte o zaman temsil ediyorsunuz demektir. Büzüğü olan bunu yapar! Şu ülkede altı yıldır ne bedeller ödedik ve hâlâ ödüyoruz, bari böyle karşılığını alalım… Hem gittim, içim de açıldı. İşte yukarıdaki fotoğrafta profesyonel fotoğraflar için modellik yapan güzel Çinli kızların belli başlıları.

fengniao-017

Burada Çin’in en büyük fotoğraf kulübünün 2009 yılını karşılamak için yaptığı etkinlik var. Ancak görüyorsunuz bir de göbek dansı var ve göbek dansını fotoğraflayan fotoğrafçılar da var. Ortamda benim gibi bir Türk olur da orada göbek dansı olmaz mı? Ancak göbek dansında bir Türk müziği koyduramadık, Arap müziği çaldı. Olsundu, bizler enternasyonalist insanlarız, Rus müziği de çalabilirdi nitekim! Göbek dansını yapan da bir profesyonel model. Hatta bence o modellerin içindeki en güzel kızı seçmişler. Onu da uzun zamandan beri tanıyorum. Bana bu dansa iki gün önceden hazırlandığını söyledi. Vallahi videoya çektim, haber yapıp Türkiye’ye de gönderiyorum. İki günde öğrenilen bu dans gerçekten başarılıydı, iyi de alkış aldı… İnanın, Çinli fotoğraf sanatçıları bu dansöz gösterisine hiçbir sahne gösterisi kadar ilgi göstermediler. Hatta sadece bu göbek dansı yapıldığı sırada baloncuklar sahneye üfürüldü. E tabi yani, ortamda bir farkımız olsun! Madem temsil olayı var ve çıkarsız, oldu mu en iyisi olmalı!.. Ülkemiz dünyanın en güzel ülkelerinden biri değil mi, e bu yaşadığımız ülke de ne denli güzel, bilen biliyor. Böylece iki güzeli bir araya getirmişken, bir de bunu güzel bir Çinli dansözle pekiştirmiş olduk. Helal!

fengniao-025

Fotoğraftaki güzel kızların boyu kısa, yani 1.70′in altı. Zaten tersi olsaydı moda gösterileri için podyumlarda olurlarlardı. 1.70′ın altı olanlar çoğunlukla fotoğraflar için modellik yapıyorlar… “Yani” diyorum “Çin’de profesyonel model istediğinizde bana başvuracaksınız artık. Hatta moda şovları için podyuma model isterseniz de bana başvuracaksınız. Fotoğraf ajansı, Fotoğraf kulübü, hatta ve hatta profesyonel reklam fotoğrafçısı isterseniz de, ne bileyim kameraman isterseniz de! Yani yaratıcılık ve ve sanatın birlikteliğini istediğinizde başvuru kaynağınız ben olacağım. Kısaca estetik işimiz! Bunu buraya yazıyorsak, bir günde yazmadık. Zamanla olur bu işler!

Çinli fotoğrafçılar güzel insanlar. Zaten sanatçı olunca kaynaşmak da hızlı oluyor. Çoğu zaman grup olarak çekimlere gidiliyor. Mekânlar genellikle Pekin’in kenar semtleri ve hatta başka eyaletler. Grup olarak gidildiğinde ucuza geliyor. Hem dostluklar kuruyorsun, hem de makinen hakkında yeni şeyler öğreniyorsun; yani bu işlerin yapıldığı her yerde olduğu gibi! Buradaki sanatçının sevdiğim tarafı zıpçıktılığının olmaması. Bu mesela bizde biraz çokçadır. Batılı olacak ya sanatçımız, benliğini, ruhunu, aidiyetini kısaca neyi var neyi yok hepsini satar ve tabi ortaya Türkiye ile alakası olmayan bir sanat çıkar. E, ulan Batıdaki adam ne yapsın senin sanatını, orada zaten o sanat var; sen ne diye tereciye tere satarsın ki! Ama Çinliler de bu yok işte. Onların genel olarak Batıya özenmek gibi derdi yok. Binlerce yıl eskiye dayanan bir uygarlık, oraya buraya neden özensin ki? O özenmenin aşırılığı ancak kendini yetiştirememişlerin işi.

Hatta ilginç bir gözlemimi de anlatayım. Bilen bilir: Japonlar mercek, fotoğraf makinesi vb konularda çok iyidirler. Hatta Eski Doğu Almanya da!.. Yahu Asya’nın gözünü seveyim: Bu etkinlik nedeniyle birçok firma da gelip minik birer stand açıp mallarını sergilediler. Öylesine güzel profesyonel fotoğraf makineleri ve aksesurları var ki. Ancak nerelerden? Gözlerime inanamadım. Buyrun: Filipinlerden, Malezya’dan, Tayland’dan vs. Yani Japonya değil sadece! Göreceksiniz ve buraya yazıyorum. Kulağınıza küpe olsun: Hani masaydı, ampuldü, merdivendi, tişörttü değil bunlar ha! Adam kalkmış en hassas olunması gerekende yani optik, mercek, fotoğraf makinesi, objektif gibi ürünlerde son derece profesyonel mal üretiyorsa; bu, o ülkenin bir gelecek planı olduğunu o plana göre iddialı yürüdüğünü gösterir. Hem de bakın çıtayı nereye yükseltip işe başlamışlar! Düşünün ve biraz anlamaya çalışın. Ben çok ama çok şaşırdım! Mesela, bilgisayarınız için hatta fotoğrafınızı depolayacak hard disc’lere ihtiyacınız mı var: 250 GB’lik bir iphone büyüklüğünde ya da daha büyükçe 500 GB’lik hard disc Malezya malı ve hem ambalajı, hem görünümü hem de kendisi son derece profesyonel… Kısaca; artık “Çin geliyor” değil! Çin’in önderliğinde Asya geliyor Asya!

Neyse uzamayayım. Çin’de fotoğrafçılık benden sorulur. Bu kadar… (Çok yakında sinemacılığı da ekleyeceğim buraya, az kaldı!)

Ama şimdi ben siz Türklerin aklından ilk geçen soruyu tahmin edebiliyorum, “acaba bu kızlar nü de çalışıyorlar mı?”

Aidiyetini satmışlardan ve büzüğü sıkmayanlardan farkın olsun; sorma!

2

Restoranda müzayede

dans-132

İnsanlara Çin’i anlatmak kimi zaman çok zor oluyor. Artık “görece” buralarda yılları eskitmeye başlayan ben bile bazen bu ülkede gördüğüm ve duyduğum şeylere hâlâ ağzım açık kalabiliyor. Zaten Çin’i Çin yapan en güzel şeyler de insanın ağzını açık bırakan bu türden şeyler.

Restoranda resim satışını Türkiye’de göremezsiniz. Bilmem dünyanın başka bir ülkesinde var mıdır? Fotoğraftaki yer bildiğimiz bir restoran. İşte bu restoranda, restoran işletmesi kafasına estiği an çalan müziği durdurup fotoğraftaki gördüğünüz gibi resim satışı yapıyor. Hem de “bu resmin fiyatı şudur var mı alan” diye sormuyor da ”açılış fiyatı bu, var mı artıran?” diyor. Kısacası resimler açık artırmayla satılıyor. Böylesi bir durumu başka bir yerde zor görürsünüz. Ama işte Çin’de böyle. Hem yemek yiyorsun, hem de arkanda birileri bidi bidi bişiler demesini dinleyerek ve açık artırma usulüyle yapıldığından ötürü de heyecanla birilerinin bir sanat yapıtına ne kadar ödediğini seyrediyorsun.

Buradan sosyolojik bir sonuç çıkartacak falan değilim. Çin’in aslında ne denli farklı bir yapısı olduğunu siz de gözlerinizle görün diye bunları buraya alıntılıyorum. Restoranda resim satışını önce ilk 4-5 yıl önce görmüş, çok şaşırmıştım ve elbette o restoranda benden başka şaşıran da yoktu. Birkaç kez rastladıktan sonra, işte yine bu sefer yanımda fotoğraf makinem varken rastlamış oldum ve sizin için fotoğrafladım… Hadi söyleyeyim. Bir resim de ben aldım. Daha önce de restorandaki bir satışta güzel bir bambu resmi almıştım. O resim Türkiye’deki evimde duvarda asılı. Bu sefer de çok güzel Çince yazıyla ancak kaligrafi yani hat sanatıyla yazılmış bir resim aldım. Çinli sanatçı, Çince “at” yazısını şaha kalkmış ve koşan bir at şeklinde yazmış. Atın üstüne de zenginliği çabuk getir gibi bir anlamı olan Çince iki karakter oturtmuş. At olduğu için aldım çünkü ben Çin falına göre at yılında doğdum. Öyle burç-murç gibi acayipliğimiz yok ama baktım benim atı açık artırmada alan yok, ucuza kapıverdim. Bu arada Çin falı dedim ya! Biliyorsunuzdur muhtemelen; Çin falı aylık değil yıllıktır ve 12 hayvan her yıl döner durur. Ama bilmediğiniz şudur: Aslında Çinliler bu hayvan yılını Türklerden almıştır. Yani Türkler şu Şamanizm dönemlerinde falan hayvan yılını kullanırlarmış. Biz Asya’yı bırakıp daha uzak diyarlara göçünce Çinliler de bizim bıraktığımız güzel olanı havada kapıvermiş: Tıpkı bizim Anadolu topraklarından gelip geçen onca uygarlığın güzel olanlarını kapmamız gibi. Çinlilere bu hayvan falını biz Türklerden aldığınızı söyleseniz size garip bakarlar, çünkü bilmezler. Olsun artık siz biliyorsunuz ya!.. Bu fal konusunun ayrıntılarını daha sonra yazarım…

İşte restorandaki müzayededen laf lafı açtı, fala, ata, Türk’e vs geldim. Zaman olsa ben daha nerelere giderim. Neyse ki saat geç oldu da sizleri yine destan gibi yazılarla sıkmamış oldum.

Nasıl ama? Restoranda karnınız güzel yemeklerle doyarken beyniniz de güzel resimlere doyuyor. Daha ne olsun… :)

dans-130

0

Adam mini etek giymesini seviyor. Giyer giyer, “who care” yahu!

fotoErrrrkek adamın adı Ah Lin. Ama bu takma ad. Takma ad kullanmasının nedeniyse başkaları tarafından tanınmak istenmiyor. Tanınmamak için sadece takma ad değil hem kara gözlük kullanıyor hem de şapka! Neden? Şıncın sokaklarında mini etekle fink atarken tanıdık biri onu görmesinmiş! Olacak iş mi!

Mevzu şu: Ah Lin’in hobisi mini eteklik giymek. Bu da bir hobi işte, herkesin bir hobisi yok mu? Kimi kuş besler, kimi de çalışırmış gibi görünüp paraya para katmayı sever; çeşit çeşit hobi var netekim.

Bu Ah Bin ile ilgili olarak yazdıklarım Guangdong’da yayımlanan Şıncın Günlüğü gazetesinden. Matbu yazmış ben de sizler bilgilenin diye aldım buraya yazdım. Yaşadığınız ülke hakkında bilgilenin, görgülenin istiyorum. Gününüz hoş geçebilir ama boş geçmesin… Gazetenin teranesine göre 30 yaşında olan ve pazarlamacılık yapan Bay Ah, Şıncın’ın Dongmın semtinde mini eteğiyle sık sık sokakları arşınlarmış. Gazetecinin teki bunu görünce basmış deklanşörüne (fotoğrafta gördüğünüz gibi), gitmiş Ah’ın yanına ve sormuş; “Sayın Ah, siz neye ah çekiyorsunuz böyle?” Ah yanıtlamış, “valla, kadın giysisi giymeyi seviyorum. Başlarda benim için de vahim bir durumdu ama zamanla alıştım. Sekiz yıl önce Şanghay’dayken beyaz deri rengi bir pantolon giymiş ve bundan acayip bir heyecan almıştım. Sonra bunun ne korkunç bir şey olduğu duygusu beni sarsmıştı ve kendimde bir sorun olduğumu düşünmüştüm.”

Ah, kendinde sorun olduğunu düşünüyormuş ama yine de başlamış kendisine kadın giysisi satın almaya. Ancak kendisinde sorun olup olmadığı düşüncesi de Bay Ah’ı içini için için yemeğe başlamış ve 2006 yılında tüm kadın giysisini Şanghay’ın göbeğinden geçen Huangpu ırmağına atıp erkek giysilerine geri dönmüş… Ancak sayın arkadaşlar, alışmış kudurmuştan beterdir. Aradan ancak iki ay geçmiş ki bizim Ah başlamış yine kadın giysisi almaya. İşte o zaman kararını vermiş, “kendimi değiştirmek için bir daha hiç uğraşmayacağım, eteğimi giyeceğim. Şimdi 10 taneden fazla mini eteğim var ve boyları da 30 santim. Mini etek benim favori giysim. Kızları seviyorum ve günün birinde de biriyle evleneceğim.”

İşte budur! Kendini bulmuş bir kişilik aslında. Ancak ne yazık ki kendisini farklı bir yerde bulmuş; insanoğlu bu, şaşar da beşer de! Mesela kızlardan hoşlandığını ve biriyle de evleneceğini düşünüp kendini kandırıyor. Değil! Bu işler böyle başlar Ah’cığım! Bir başlarsın gerisi çorap söküğü gibi gelir! İnsan kendisini devşirmeye görsün, sanır ki herkes kendini öyle devşiriyor ve bişi olmuyor. Değil! Ah’a bak sen; Memleketinde rahat bu işi yapamayacağını anlayınca o da herkes gibi işini rahat yapabilmek için başka diyarlara göçmüş. Sanıyor ki yaşadığı sokaklarda değil de başka sokaklarda bu etek daha kolay yapılıyor. Değil! Mini etek her yerde minidir. Ha memleketinde ha başka diyarda, aynıdır! Başka diyarda dolaşırken seni gören olmayacak mı Bay Ah? Ulan devekuşu musun be görünmeyeceksin!!! Elbet gün olur birilerine görünürsün. Baksana adam işine gücüne. Adam ol mesela, ne demişsin “günün birinde bir kızla evleneceğim.” Hah, işte adam ol, o zaman dünyanın en güzel kızıyla evlen. Nitekim o kız da biriyle evlenecek, neden sen o güzel kızla evlenen olmayasın; işini iyi yap, adam ol ve o kızla evlen. Hedefin bu olsun. Mini etek olmasın hedefin, en güzel kızla evlilik olsun hedefin. O güzel kızla evlenirsin ya da evlenmezsin; ama o güzel kız için çabalarsın. En azından ağzında ateşe su taşıyan karıncanın dediği gibi, o raddeye varamasan bile o yolda olduğunu herkes bilir. Yetmez mi? Mini etek giymenin âlemi mi var? Sonra da şapkayı, gözlüğü takıp “beni kimse görmesin” diyorsun. Kabbak gibi ortadasın be adam. Giyme etek giymeeeee. Ama dinleyen kim! Bugün olmasa bile yarın o eteği gören olur. Demedi deme Bay Ah! Ahhh Ah!

(Sizler de fırsatını bulduğunuzda eteği giyeceklerden biri olabilir misiniz? Bir bakın bakalım kendinize. Bay Ah, kendinde o kontrolünü yapmış ve artık olayı koyvermiş durumda. Acaba sizler de günün birinde fırsatını bulduğunuzda etek giymekten hoşlananlardan biri olabilir misiniz? Valla giymeye kalkarsanız mini eteği, sizi de Bay Ah gibi böyle mevzu yaparım işte! Âlem okuyor bu sayfaları bea! Rezil rüsva ettirmeyin kendinizi! Aaa üstüme iyilik sağlık. Hadi bakiim..)

0

Çölleşme…

ningsia-314

Ningşia (Ningxia) Hui Özerk Bölgesi!.. Bize burayı “fakir bir eyalettir” diye tanıttılar. Alçakgönüllülük mü yoksa hakikaten farkına varmamak mı bilemiyorum ama insan eyaleti gezdikten sonra; “fakiri buysa zengini kimbilir nasıl” diyor. Nihayetinde Çin’deki en küçük toprak parçasına sahip eyaletlerden biri olmasına rağmen doğal olarak tümüyle gezemedik ancak “bir uçtan bir uca gittik” denilebilir. En azından görülmesi gereken yerleri gördük hallice. Gerçekten yaşanılası güzel bir yer. Zamanım bol olsa gözümğü kırpmadan bir yılımı burada harcarım. Çok güzel yerler. Güzel yerler bir yana işte hayatın tam gerçeği olan çölleşmeden ötürü yok olan yeryüzü gerçeği de var… Ningşia’da bizi bir bölgeye götürdüler ki benzeri haberler dünya basınında bolca yer aldı. Meselenin adı: “Çölleşme.” … devamı!

0

Moğol yazılarımdan bıkmayanlar için…

Kısaca derim ki:…

Moğolistan ile ilgili “en azından bir tek tümce farklıysa okurum” gibi birşey derseniz aşağıdaki linki tıklayın derim. Bu uyarıyı ”leyn, zaten biz bunları biliyorduk ne diye bizim zamanımızı yoruyorsun” dememeniz için yazdım. Vakit nakittir. Zamanınızı çalmak istemem…

http://www.dw-world.org/dw/article/0,2144,3810554,00.html

Başka yazılar da gelir elbet ama bu aralar yoğunum; pirinç parası işte, naaparsınız!