Kaldığımız yerden devam edelim:
- 23 October 2008
- Kategori: Orhun Yazıtları
Hâlâ Ulan Batur’dan bir türlü çıkamamış olmanın üzüntüsü var bende de ama işte her dem elim yazıya gitmiyor. Uzatmayayım…
Ulan Batur’dan Orhun yazıtlarının oraya varmak tam bir “safari.” Hani şu turizmde kullanılan “safari” var ya, sahici olanı vakti zamanında Afrika’da yapılırmış. Şimdi Antalya’da ciplerle kıytırık dağ tepe aşmaya da safari deniyor ya, hah işte, bunun harbi olanı bu iki mesafe arasında yapılıyor.
Otobüs camı olduğu için dışarıyı fotoğraflamayı hiç sevmem o nedenle de sizlere vahşi at sürüsünün ya da kartalların (yoksa şahin ya da doğan mıydı, kusuruma bakmayın kuş konusunda cahilim) uçuştuğu boş arazideki hayvan fotoğraflarından demetler sunamıyorum. Bir daha gidersem, o zaman özel olarak arabayı durdurup çekerim. Ama işte bu seyahat tam bir gerçek safari. Bunun nedeniyse son derece bozuk olan yollar. Aslında yol da yok. Zamanla geçen arabaların bıraktığı izleri steplerde takip ediyorsunuz o kadar. Ulan Batur’dan çıktıktan bir süre sonra kötü bir asfalt yoldan gidiliyor sonra toprağa giriyor araba ha babam de babam tozu yuta yuta, dura kalka yol alınıyor. Zaten mesafenin yarısına geldiğimizde şoför otobüsün arka tarafındaki havalandırmayla iligli olan büyücek bir filtreyi çıkarıp yerine yeni filtreyi taktı. Yani anlayacağınız, havalandırmalardan artık filtre olduğu kadarıyla geçen havayı soluyorduk. İşte böyle yollar, yani araba lastiği falan patlasa ve yedek de olmasa kalırsınız alimallah, öle yerler yani. Kısaca şunu söyleyeyim; Moğolistan bu haliyle devam ederse ve kimse de onlara dokunmazsa, muhtemelen iki yerleşim yeri arasında yeni bir yol belki bir 15 yıl sonra falan açılır. O da artık ne kadar yol olursa!

Yolda gördüğümüz bu, sabaha karşı hava artık aydınlandıktan sonra bir çiş molası verdiğimiz yerde uzaklarda bir yerlerde steplerde kurulu bir yurt. Bu yurtlar kışın sıcak yazın serin olurmuş. Zaten hâlâ Ulan Batur’da bile tüm evlerin bahçesinin içinde bir yurt kurulu. İnsan genlerinden bu kadar mı vazgeçemez yahu. Ama dedim yurt steplere yakışır. Kent içinde bir tek yurdun fotoğrafını bile çekmedim, işte yakışan yer burası diye Moğol steplerindekini çektim.
Burada da sanırım vahşi atları toplayıp kendisine bir sürü yapmaya çalışan bir kandaş var. Sonradan atları satıp para yapacak herhal. Bu at sütü içeceği ayran pek güzel aslında. Hafiften kutsalmış gibi bir görünümü de yok değil hani.
Bu ise Budizmin bir acayipliği. Hangi dinde acayiplik yok ki… Adamlar böyle, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde gidip bu acayip taşları üst üste yığmışlar. Taş koyup etrafında da dönüyorlarmıymış ne. Dönüyor işte.
Fotoğrafa bakın, para falan da var. Bir Buda fotoğrafı var, mavi eşarplar var. Bu mavi eşarplar buradaki Budizm’de pek revaçta, her bi yerde bolca var. Bir de Moğolistan bayrağında da var. Bayrakta, sonsuz göğü temsil ediyormuş.



