“Dünyanın en büyük havaalanı”na caaaaarrttttt kabakaaaaaaatttt.
- 10 October 2008
- Kategori: Pekin
Neresi? Burası dünyanın en büyük havaalanı. Nerede? Pekin’de. Büyüklüğü ne işe yarar? Hiçbir işe!
Pekin kent merkezinden sadece ve sadece havaalanına varışta sorun yok (ama havaalanından kent merkezine dönüşte var. Saçma sapan işaret levhalarını iyi kavrayamazsanız kayboluyorsunuz, biz kaybolduk netekim, kaybolanlar da çok netekim. Halbuki yaz bir levhaya “kent merkezi” diye, o levhayı izleyerek bulalım ama nerdeeeee!) Ancak dünyanın en büyük havaalanına varıştan çıkışa kadar geçen sürede dellenmemek imkânsız.
Bu geçen Haziran ayında açılan terminalin adı Terminal 3. Buraya varış dört şekilde oluyor. Biri; özel arabanızla geliyorsunuz (kaybolma olasılığınız, dönüşte yani havaalanından kent merkezine doğru gidiştekinden daha düşük). İkincisi; taksiyle geliyorsunuz ki fiyat farkı çok fazla olmuyor sadece beş yüen dolayında daha fazla ödeme yapmış oluyorsunuz. Üçüncüsü servis otobüsleri. Bunlar sabah erken saatten başlayıp sanırım gece 12 dolayına kadar devam ediyorlar ve kentin sanırım 5 ayrı noktasından kalkıyorlar. Hız ve fiyat açısından en mantıklısı bu servis otobüsleri. Bagaj sorunu falan da çıkmıyor. Fiyatı da uzun zamandan beri değişmedi ve 16 yüen. Son olarak ise hafif raylı metro taşımacılık sistemi. Bu metro hattı olimpiyatlardan 10 gün kadar önce açıldı ve fiyatı 25 yüen. Diğer metro hatlarından aktarma yapılarak Dongcımın’dan (Dongzhimen) ve San Yuan köprüsünden binilerek sanırım 17 dakikada varılabiliyor. Elbette ve haliyle çalışma saati 24 saat değil. Kent merkezini bilmiyorum ama son gelişte binemediğim için biliyorum; havaalanından kent merkezine ilk sefer saat sabah 06.30′da başlıyor. Kısa bilgi bu! Gelelim havaalanının “büyüklüğüne!”
Havaalanına vardınız. İçeriye giriş çabuk oluyor ama ondan sonrası allah kerim! Bilet ve pasaport girişi yapıldıktan sonra uçağa ulaşmak için inanılmaz bir yol kat ediyorsunuz. Çinli’de zaman bol nasıl olsa. Onun umurunda bile değil. Ülke kalabalık ve zaman mevhumu yok ya, sanıyorlar ki her yer kalabalık ve “zaman” hiç kimsenin umurlarında bile değil. Ama öyle değil işte. Uçağa giriş kartını aldıktan sonra uçağa yürü babam yürü daha sonra yürüyen merdivenlerden in, sonra yine yüre yürü babam yürü sonra “iç hat götürme-getirme trencikleri”ne bin. Bu trencikler yazdığına göre her üç dakikada bir kalkıyormuş ama oku da inanma. Sonra bu trenciklerden indikten sonra yine başla harala hurala yürü babam yürü. Git git bitmiyor! Ulan ne bu? Spor mu yapmaya geldik uçağa binmeye mi? İnanılmaz saçma sapan bir mesafe! Büyük ya!.. Nah büyük! Yürü babam yürü mesafeleri hakikaten saçma sapan ve salakça… Mesela siz, insanlık hali; eğer bir terslik oldu da havaalanına geç kalmış oldunuz diyelim; trafikten ötürü vs. Ama sonuçta havaalanına vardığınızda bir “oh be, uçağı kaçırmadık” falan demeyin. O kesin kaçtı! Yani uçağa varmak için alınan mesafede kaybedilen zaman o kadar çok ki imkânı yok uçağı yakalayamazsın… Ben yine kaldığım yerden devam edeyim: Şimdi bu taşıtınızdan inip pasaport kontrolünü yapıp yürümeleri bitirip bilmem kaç numaralı kapıya geldiğiniz diyelim ve “oh be” geldik diyorsunuz ya! Yok öyle! O kapıdan uçağa giden körüğün mesafesi yaşlı bir teyze için inanın en az beş dakika. Yahu “çüş” diyor insan, “oha”, “yuh”. Yeter ulan! Uçak ile kapı arasındaki mesafenin altından yollar, arabalar, nehirler geçiyor be! Ulan bu ne be! İnsanla alay etmenin bir yolu da bu işte. Seni hiç ama hiç ciddiye almama olayı!
Şimdi ben bunları neden yazdım. Bu Airchina denen ukala dümbeleği hava yolu şirketi rezalet bir şirket. Kalktık Pekin’den Ulanbatur’a gittik. Uçakta verilen yemek üçgen şeklinde birbirine yapışmış üç ayrı soğuk sandviç. Biri domuz eti, diğerine tavuk dediler ama değil, diğeri de sanırım balık mı ne. Herkese dağıttılar, çoğu insan “deneyeyim belki yenecek bir şeydir” diye aldı ama dağıtmadan önce hostesin tepsisinin üzerinde ne kadar sandviç varsa hepsi geri döndü. İnsanlar denemek için almış bir lokma ısırmış geri bıkarmış. Ulan yazık değil mi be! Hiç verme daha iyi, onca para çöpe gitti. Hadi bu Ulanbatur’a gidiş ayrı. Gelelim Pekin’e dönüşe:
Bildiğiniz gibi Moğolistan bitmiş bir yer. Cengiz Han’dan sonra bir daha toparlanamamış. Bir tek komünizm döneminde SSCB sayesinde güzel binalar yapılmış alt yapısı sağlamlaştırılmış ama komünizm sonrası tamamen dibe vurmuş bir ülke. Ayrıntıları daha sonra yazarım ama gelelim esas meselemize. Ulanbatur’da dökülen bir havaalanı var ama Air China denen ukala dümbeleği de havada iki gram kar yağışı görmesin ya da biraz rüzgâr görmesin hemen uçuşu iptale gidiyor. Adamların uçuşlarının yüzde 70′i böyleymiş. Ama takvime bakarsanız her gün Ulanbatur-Pekin uçuşu var. Hava atıyor anlayacağınız. Sonra bahaneyi bulup çakıyor iptali. Prestijli ya! “Her gün uçuyorum” diyecek ya! Böylece iptallerle kâr ediyor. Kim uçar 2.7 milyonluk ülkenin bir milyonu bile bulmayan başkentinden Pekin’e? Uçağı dolduramıyor haliyle. Onun yerine iki günde hatta üç günde bir uçak kaldırıp yolcuları birleştiriyor. Halbuki Moğol Hava Yolları şakur şukur uçuyor. Ukala dümbeleği Air China ise adam kandırıyor. Biz de yiyoruz. Sen git bunu senin gibilerine anlat, onlar da yerse… Ama Türk yemez!
Ben birkaç gün daha kalacaktım ancak sabah birden başlayan kar yağışını görüp daha da şiddetlenmesinden korkup ne yazık ki Moğolistan’dan erken dönmek zorunda kaldım. Ama sen misin erken dönme kararı alan. Bu tam bir Çin işkencesine döndü! Öğlen 11.25′te kalkması gereken uçak sabah 02.20′de anca kalktı. Yani anlayacağınız tam 15 saat sonra kalkış yaptı ve o gün tamamen işkence içinde geçti. Hiç kaldırma daha iyi ulan! Adam ol, bir gün erteledim de! Onu da demiyor ha bire erteleme yapıyor. Neyse 15 saat sonra da olsa kalktık ve saat tam 04.00′te tekerlekler Pekin pistine indi. İndi ama yooooo! Air China ile gelip “Dünyanın En Büyük Havaalanı”na inen insanları öyle şakkadanak diye evlerine erkenden gönderme niyeti falan yok. Abartmadan yazıyorum: Uçak yere indikten tam 25 dakika sonra körüğe yanaştı. Şimdi ben buraya “çüş” de yazsam, “oha” da yazsam yetmez, literatürümde daha iyi sözcükler yok. Ana avrat küfür etsem seviyeyi düşürürüm ama ben o zaman haliyle ettim; fark şu ki buraya yazmıyorum! Neymiş Dünyanın en büyük havaalanıymış. Bana ne ulan! Bana ne! 25 dakika sen beni salakça sağa sola oraya buraya ne diye dolaştırıyorsun. Sanki ben kaptan şoföre sabahın 4′ünde “şu dünyanın en büyük havaalanının pistinde bizi bir dolaştır bakalım koçum” demişim. Dön baba dönemlim hacılara gidelim. Habire dolaştık. Gelelim Körüğe! Körüğe yanaştık ama körük bize yanaşmıyor. İşte size bir rakam daha: Körüğün uçağa yanaşması için kat etmesi gereken 1-1.5 metrelik mesafe için tam 15 dakika bekledik. E, şimdi ana avrat küfür etmeyeyim de ne yapayım ben. Tabi Çinliler dahi bağırmaya çağırmaya başladık… İşet en büyük havaalanı ama neye en büyük!
Nihayet körükçübaşı uykusundan uyandı ve yeşil çayını içtikten sonra gelip körüğü uçağa nihayet yanaştırdı. İnsanlar indiler. Şu salakça bir kâğıtları var; inince yanınızda yiyecek, hayvanî gıda vs olup olmadığını soran hiçbir işe yaramayan bir kâğıt var ya! Hah aklınızda olsun yanınıza her türden yiyecek getirin ama sakın ola ki “ben yanımda hayvanî gıda sayıldığı için peynir getirmiştim, dürüst olayım da kutucuğu işaretleyeyim” falan demeyin. Siz tüm kutuları “hayır” olarak işaretleyin ve evinize gidip o peynirinizi, sucuğunuzu, zeytininizi afiyetle yiyin. Onlar ilkin önce memleket içindeki gıda maddelerini kontrol etmesini öğrensinler, benim mükemmel korumalı peynirimi ellemesinler. Ben getirdiğim peynirin içindeki sütte melamin felan yok! Sakın o kutucukları işaretleme hatasını yapmayın çünkü ben o dürüstlüğü bir kere yaptım ve bir paket büyük kaşar peynirimi bu işi bilmezlere kaptırdım. Bunlara dürüstlük yaramıyor. Halbuki ben onlara dürüst olmuşum, onlar da bana dürüst olsunlar peynirimin zararlı olup olmadığını kontrol edip bana geri versinler. Yok, öyle yapılmıyor tamamen el konuyor! Eğer o peynirimi imha etmeyip alıp evinize götürüp yiyorsanız, bok yiyin derim! İşte o el koyma olayından bu yana yanımda her şeyi getiririm ve asla o kutucuklara “evet” işaretini koymam… Şimdi biz Ulan Batur uçağından indik ya, elimizde iki kâğıt var biri bu gıda meselesi olan, diğeri de giriş kâğıdı. Çocukcağız uykusundan uyanmış ve kâğıtları toplamaya gelmiş. Halbuki yerinde dursa biz orada ona vereceğiz. Bu körüğün tam uçakla birleştiği kapıya kadar gelmiş. Daha biz adım atmadan yapıştı ensemize o kâğıtları alacak. Millet zaten acayip sinirlenmiş, senin salak kâğıdını mı düşünür. Her inen çocuğa bir bağırdı. Artık ne yaptı bilmiyorum, kâğıt falan toplayamamıştır bence. Haliyle ben de vermedim, onunla mı uğraşacağım! Hasssireeeeeaaaa! Neyse körükten indik ve ha babam de babam başladık yine yürümeye. Gece yarısı ve başka kimsecikler yok, bir de gündüz olsa demek ki kalabalıktan dışarıdaki taksilere hiç ulaşılamayacak. Nasılsa pasaporttan hızlı geçtik. Yürü babam yürü trenciklere vardık. Orada “her üç dakikada bir hareket eder” diye yazıyor. Ulan 3 dakka geçti 5 dakka geçti trenin geldiği falan yok. Orada -neyse ki nazik- Çinli kızlarımız var. Ben dayanamadım, yanlarına gidip “arayın şu elinizdeki işe yaramaz telsizlerle bir yerleri, yoksa ben camları falan kıracağım.” Aradılar. Trencik sanırım 7 ya da 8 dakka sonra geldi. Bindik, git babam git. Vardık. İndik. Yürü babam yürü, yürü babam yürü! Taksiye binceğiz, iki alt kata inecekmişiz. Peki nasıl ineceğiz? Asansörleymiş. Öyle sanmayın ki 10 adet yan yana sıralı süper hızlı ve her adımda bir asansör var. Yok, iki tane hantal asansör. 4 kişi bavul taşıma arabalarıyla bindiğinde beşinciye yer kalmıyor. Bekle ki onlar insin de diğerleri binsin. Ölme eşeğim ölme!
Neresiymiş? Dünyanın en büyük havaalanıymış! Bana ne lan sizin büyüklük komplekslerinizden! Büyüklüğün değil de işlevin önemli olduğunu size öğretmediler mi?
İster inanın ister inanmayın: Uçağın yere inmesinden benim eve gelmek için taksiye binişim (taksiden inişim değil, havaalanında taksiye binişim) arasındaki mesafe toplam tam 1 saat 40 dakika sürdü: Ulan Batur-Pekin arasındaki uçuş mesafesi ise 1 saat 40 dakika!