Lee Sung Nam

İlk bakışta Çinliymiş gibi görünüyor ama değil. Daha doğrusu Çinli ama Han ırkından değil. Koreli hem de kuzeyinden. Böylece son bir hafta içinde Kuzey Kore ile bu ikinci yakınlaşmam oldu. İlki Kuzey Kore’den resim getiren ve satan bir Çinliydi. Kuzey Kore resimlerini daha çok Batılılar hatta ilginçtir ABD’liler satın alıyormuş. Ona “umarım günün birinde resim almaya gitmek istemezsin, beni gönderirsin ben almaya giderim” dedim. Böylesi kapalı kutu yerler bana dünyanın en güzel yerinden daha çekici gelir. Orada ABD’de ve Çin’de ders veren Japon biriyle de tanıştım. Profesörün Kuzey Kore ile ilişkisi de çok iyi. Japonya, Çin, Kuzey Kore, ABD arasında mekik dokuyor. Kuzey Kore’de rahatlıkla gezebiliyor ve orada istediği gibi fotoğraf da çekebiliyormuş. İlginç şeyler anlattı. Ben şöyle bir bakmak için galeriye girmiştim ama içeriye girince 2 saat kadar konuştuk. Ben Kuzey Kore’yi eleştirmeden önce batının demokrasi adı altında yaptığı ikiyüzlülüğün eleştirilmesi gerektiğini savundum. O ise bu bakış açımdan pek hoşlanmadı. Konuşmanın sonunda kendisinden bir kartvizit istedim ama vermekten kaçındı. Hmmm…
Neyse, bu karşılaşmadan birkaç gün sonra Ningşia’ya (Ningxia) gittim. Orada işte bu Kuzey Koreliyi gördüm. Ningşia’da Güney Kore televizyonu için gelen ekibe çevirmenlik yapıyordu. Adı Lee Sung Nam. İngilizce adı da Robin; bu “Robin” adına geleceğim.
Nam, 42 yaşında ve yaşını hiç göstermiyor. Evli ve iki çocuğu var. “Nasıl iki çocuk?” deyince. “E ben azınlık milliyetindenim ya” dedi “ama sen memleketinde değilsin ki” dedim. Memleketi Kuzey Kore ile sınırdaş olan Cilin (Jilin) eyaleti. Annesi babası Kuzey Kore’de doğmuş ama kendisi Cilinli. Ancak memleketiyse artık Ningşia’nın merkezi Yinçuan (Yinchuan). Çok küçükken buraya gelmişler. Babasını devlet Kültür Devrimi sırasında buraya göndermiş. O nedenle artık o daha çok bir Yinçuanlı.
Buradayken Kültür Devrimi ile gelen Bay Liu ile de tanıştım. 60 yaşlarında ve gençlerden çok daha dinamik. Haliyle Pekin dışına çıktıkça ve Çin’in fakir olan bölgelerine gittikçe Çin’e damgasını vuran Kültür Devrimi’nin örnekleriyle bol bol karşılaşmak mümkün. Bay Liu dünya ile de bağını hiç kopartmamış ve her şeyden haberdar. Ben böyle Çinli az gördüm diyebilirim. İngilizce’si de oldukça iyi. ÇKP üyesi. Ona zamanında ÇKP’ye üye olmasını öğütlemişler o da olmuş. İyi ki de olmuş çünkü ülkesi ve memleketi hakkında son derece güçlü verilere sahip. Sohbet ettik. Ona konuya girmek için de “Kültür Devriminin başlangıcının iyi ama sonucunun kötü” olduğu söyledim (hoş, benim dememe onun çok da ihtiyacı yok ya!). “Tamamen aynı fikirdeyim” dedi. Sonra ona bizim ülkemizde de bir tür buna benzer uygulama olduğunu anlattım: “Bizde doktorlar ve öğretmenler kura usulü ülkenin doğusuna gönderilir ama başka da bir şey yapılmaz. Bakın sizin ülkenizde bu daha farklı bir uygulamayla olmuş ama ülkenizin batı bölgelerini geliştirebilmişsiniz” dedim. Daha uzun konuştuk. Keşke zamanım olsa daha çok konuşabilseydim. Ama iki yıl sonra emekli olup memleketi Pekin’e gelecek, o zaman kendisiyle daha çok şey paylaşırım. Güler yüzlü, sert yüz hatlı Bay Liu’nun eyaleti hakkında söyledikleri benim yaptığım haberlerin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Zaten, işte bu gibi insanlardan ötürü ben Çin’i gün geçtikçe daha çok sevmeye başlıyorum.

Nam ise Kuzey Kore halkını seviyor ama liderini sevmiyor ben de habire onun damarına bastım; “Kuzey Kore halkını ve Kim Cong İl’i seviyorum.” Ben böyle dedikçe güldü. Zaten çok güler yüzlü, ne desem gülüyordu, hani insan kendisini Nam’ın yanındayken palyaço gibi bile hissedebilir. Ülkesi hakkında çok konuşamadık o da ben de koşturmaca halindeydik.
Ancak o artık ufak çapta da olsa bir işadamı olmuş durumda. Kendisine çok ufak bir pizza salonu açmış. İçeride sanırım 3 ya da 4 masa var. Çoğunlukla dışarıya servis yapıyor. Ortağı ise bir ABD’li! Düşünün, Çin vatandaşı bir Kuzey Koreli İtalyan pizza işini Çin’in fakir bir eyaletinin merkezi olan Orta Çin’deki Yinçuan ilinde bir ABD’li ile ortaklaşa yapıyor. Ne dünya değil mi?
Nam’ın ABD’li ortağı da bir iş adamı ve sık sık Yinçuan’a gidip geliyormuş. Nam bu açtığı yerdeki pizzasına güveniyor ve hatta zeytinyağı, kekik, zeytin gibi detayları biliyor. Bunları da hep Pekin’den ya da Şanghay’dan getirtiyormuş. Pizzası gerçekten böyle küçük bir kentten beklenmeyecek kadar güzel. Küçük salonunu da iyi düzenlemiş ve tertemiz. Zaten kentteki hemen tüm yabancıların sıkça geldiği bir yermiş. İkinci ve büyük bir pizza salonunu birkaç hafta içinde açmak üzereymiş. Ben gidemedim ama 20 küsur dakika uzakta kentin merkezindeymiş. Yani Nam işi büyütmeye başlamış.
Ningşia’ya gelmeden iki gün önce turizmci bir arkadaşla Pekin’de yeni açılan bir pizza salonuna gitmiştik. 30-40 memleket gezmiş ve pizzayı her yerde tatmış bu arkadaş bile gerçekten lezzetli bu pizzayı beğendi (yeri yeni açılan Sanlitun Köyünün üst katında ama adını unuttum zaten bir tane var, bulursunuz, fiyatları da uygun). Nam’a gelip Pekin’de bu pizzayı yemesini ve pizza hamuruna bakmasını öğütledim (yo, bu ukalalığımın nedeni ben de Türkiye’de Türkiye’nin ilk pizza salonunda garson olarak çalışmamdan ötürüdür. Salonun çalışanları olarak “kendin pişir kendin ye” de çok yapardık. Hala bu pizza işinden çakarım yani). Bir ara gelecek ve incelemelerde bulunacak. Nam’ın kartvizitindeki İngilizce adıysa Robin. Pizza salonunun adı da “Robin Amca’nın Amerikan Pizzası”. Ona, “yahu sen bir kuzey Korelisin, bu kadar da savrulmak olur mu?” diye de dalgamı geçmeyi ihmal etmedim. Ama o açıkladı. Bu türden yemeklere böyle ad verildiğinde daha rahat satılabileceğini söyledi. E haklı tabi, iş yapacak para kazanacak. Robin adını da ABD’li ortağının küçük kızının kendisine Robin Amca demesi nedeniyle almış. Sonra da bu adı pizza salonuna vermiş.
İlginçtir Nam’ın cildi kara. Daha önce gördüğüm kimi Kuzey Koreliler de öyleydi. Halbuki Nam’ın çeviri işini yaptığı Güney Koreliler oldukça beyazdı. Tanıdığım diğer Güney Koreliler de beyazdılar. Yani yin ve yang gibi; biri siyaha çekmeye başlamış diğeri beyaza. Anlayacağınız, ayrılmaz ikililer!

Bu fotoğraftaki ise küçük pizza salonunun çalışanı. O da iyi İngilizce biliyor ve işini seviyor… Nam işi biliyor.