Türkmenistan nereden çıktı?
- 2 September 2008
- Kategori: bizim âlem Çin'de

Klasik bir gazete fotoğrafı değil mi? Ama değil! Bildiğimiz gibi fotoğraflar sadece o anı donduruyor ve bir televizyon görüntüsü gibi değiller. Ancak bu fotoğraf, görüntülü bir haber olsaydı dahi yine de anlaşılamayabilirdi. Şöyle ki:
Fotoğraftakilerden birini biliyorsunuz; Kürşat Tüzmen. Diğeri de Çin’in yeni sayılan Ticaret Bakanı ve adı Çın Dııming (Chen Deming). Her iki bakan ilk kez, iki gün önce Pekin’de buluştular. Karşılarında çokça Türk basın mensupları vardı ve biri de bendim! Çin basınından izleyen ise yoktu. Sadece bir genç Çinli arkadaş fotoğraf çekiyordu. Muhtemelen bakanlığın fotoğrafçısıdır. Belki bir yerlerde Çin’in resmi basın ajansından birileri de vardı ama biz görmedik.
Ben gazeteci olarak Kürşat Tüzmen’i üçüncü kez Çin’de izliyorum. Diğer bakanlar bu denli çok gelmiyorlar. Gelişindeki sayısal çokluğa bakarak “çalışkan” sıfatını kendisine verebilirim. Ancak icraatlarının ne işe yaradığı konusuysa bu yazının amacı değil. Çünkü konu o değil. Hatta konu Kürşat Tüzmen de değil. Konu, Çinli bakan ve onun söyledikleri ve hatta ötesi!
Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Çin’de bir bakanlık kuralı var ve ne yazık ki gazeteciler (ki eldeki fotoğraf, kamera, rahat hareket edebilmek için spor giyim gibi nedenlerle meslek hemen kendini belli eder), iki bakanın görüşmesinde o odada sonuna kadar kalamıyorlar. Bakanlar görüşürken biz gazetecilere 5, bilemediniz en fazla 6-7 dakika süre verilir. Bu süre içerisinde çekebildiğimiz kadar fotoğraf ve kamera çekimi yaparız. Bakanların da ilk konuşmalarını kayda alırız, işte o kadar! Sonra “hadi bakalım dışarıya” oluruz.
Ancak bu seferki görüşme yani her iki ticaret bakanının görüşmesinde bu kural pek işlemedi. Yine de fotoğraflı ve kameralı olanlar bir süre sonra ama bir 15 dakika kadar sonra dışarıya çıkarıldıysalar da diğerleri, yani işi sadece not almak olanlar nedense çıkarılmadılar. Halbuki onların gazeteci oldukları belliydi, Çinlilerin bunu anlamamalarına imkân yok. Belli ki işi not almak olanların, istedikleri gibi notlarını almaları istendi.
Gelelim esas ilginç olan noktaya: Çinli bakan, ilk sözcükleri ağzından dökmeye başlarken henüz birkaç dakika sonra lafı Türkmenistan’a getirdi. Ne alâka? Çinli bakan, bizim Asyalı tarafımıza, biz Türklerin Türkmenlerle olan iyi ilişkisine dem vurdu. Bakan biz Türklerin Türkmenlerle aynı kan bağından olduğunuzu da söyledi. Daha da ileri giderek Çin ile Türkmenistan arasındaki ilişkilerin gelişmesinde Türkiye’nin bir aracı rol oynamasını istedi. Ben tüm bu laflara çok şaşırdım. Çünkü ilk kez bir Çinli bakanın ağzından bu türden laflar duydum… Diğer ilginç nokta; zaten Çin ve Türkmenistan ilişkileri son derece iyi ve Çin’in Türkiye’ye zaten ihtiyacı yok ki! Bilemiyorum, Tüzmen’in etrafındaki Türk yetkililer bu lafları acaba iyi dikte ettiler mi?
Sıralayayım:
- 1. Çinlilerin tarihten gelen kültürlerindeki derinliğe de dikkat çekerek: Çinliler karşılarındakilere bir şeyleri doğrudan söyleyemediklerinde simgesel bir dil kullanırlar. Bunu kimi zaman simgesel hareketlerle yaparlar -ki bu simgesel hareketleri sadece Çinliler bilir- kimi zaman da dolaylı yoldan söylerler. Acaba Çinli bakan da “Türkmenistan” diyerek bir göndermeme yaptı?
- 2. Çinli bakanın Türkmenistan sözcüğü ile özellikle anlatmak istediği bir şeyler olabilir mi?
- 3. Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan da birer Türk cumhuriyeti. Ancak Çinli bakan özellikle Türkmenistan’a vurgu yaptı.
- 4. Bu saydığımız ülkeler ile Rusya ve Çin Şanghay İşbirliği Örgütü’nün üyeleri. Türkmenistan da birkaç gün önce yapılan ŞİÖ’ye gözlemci olarak katıldı. Çin Cumhurbaşkanı Hu Cintao, ŞİÖ toplantısı sonrası Türkmenistan’a gitti ve orada yeni anlaşmalara imza attı.
- 5. “Türkmenistan” sözcüğü, Çinlilerin son derece rahatsız olduğu “Doğu Türkistan” sözcüğüne son derece yakın. Yani, bir anlamda bu ülkenin adı bu sözcüğe de gönderme yapacak şekilde sanki özellikle seçilmiş gibi.
- 6. Şu bilinen bir gerçek ki son yıllarda Çin’in artan enerji ihtiyacını karşılamak için büyük anlaşmalara imza attığı ülkelerden biri de Türkmenistan. Deyim yerindeyse Çin neredeyse Türkmenistan’ın doğal gaz ve petrolünü “kapatmış” durumda. Birkaç yıl önce Türkmenistan’dan Çin’e gelecek boru hatlarının yapımına başlanıldı. Bu ikili ilişkiden her iki taraf da memnun olduğu gibi, görünen o ki Türk cumhuriyetlerini hâlâ arka bahçesi olarak gören Rusya da onaylamış durumda… Kısacası, Çin zaten Türkmenistan ile Türkiye’nin Türkmenistan ile yaptığının kim bilir kaç katı ilişkiyi çoktan kurmuş durumda. Yani Çin’in Türkiye’den Türkmenistan ile aracı olmasını istemesine gerek yok. Gerçekte de hiç mi hiç ihtiyacı yok. Peki ama Çinli bakan neden devamlı Türkmenistan’a bu denli çok vurgu yaptı?
Ve hatta Çinli bakan birden Türkmenistan’ı neden gündeme hem de ilk laf olarak dile getirdi?
Diğer önemli noktalarsa şunlar:
- 1. Tüzmen, Çin Sincan Uygur Özerk Bölgesinin başkenti Urumçi’de açılacak olan ticaret fuarı için Çin’e geldi. Urumçi’ye gitmeden önce ilkin Pekin’e geldi. Tüzmen, Çin hükümetinin davetlisiydi.
- 2. Çin, Türkiye’ye fuarda 1500 metrekare yer verdi. Bu, fuarın en büyük yer tahsisi oldu. Diğer büyük özelliğiyse Türkiye’ye ayrılan yerin ücretsiz olması. Türkiye Çin’de ilk kez böylesi büyük bir fuara katılmış oldu. Diğer bir söyleyişle; Türkiye, Pekin olimpiyatları sırasında hiçbir şekilde hiçbir yerde yoktu ancak olimpiyatların bitiminden hemen bir hafta sonra değil sadece Urumçi’de belki tüm Sincan Uygur Özerk Bölgesinde vardı.
- 3. Tüzmen, fuarı Çin Ticaret Bakanı Yardımcısıyla birlikte açtı.
- 4. Fuara ilk kez Türkiye bu denli büyük katıldı. 25 Türkiye standı var. Türk iş adamları özel uçakla Urumçi’ye geldiler. Bu durum haliyle Sincan basınında da geniş şekilde yer aldı.
- 5. (Bu satırları yazdığım sıra Urumçi’den aldığım bilgilere göre; Rusya ile anlaşılamaması yüzünden hükümetin bir karara varamamış olması yani Tüzmen’in ayrı bir şey, Cemil Çiçek’in ayrı bir şey söylemeleri nedeniyle Urumçi ve hatta Çin, Türkiye gündemine henüz girebilmiş falan değil! Halbuki Çin ve Türkiye, Pekin’de nükleer konusunda da bir anlaşma masasına oturdular. Çok önemli ve stratejik olan bu nükleer haberinin ayrıntılarını görünen o ki ancak tüm ekip Türkiye’ye döndükten sonra -ve umarım- basından okuyabileceğiz. Yani Çin yine Türkiye için adımlar atıyor ama biz hâlâ havanda su dövüyoruz)
Kısaca Türkiye, Sincan Uygur Özerk bölgesinde tarihî bir “çıkartma” yaptı ama bu çıkartmayı yine Çin’in öncülüğüyle ve işbirliğiyle yaptı. Bu ve buna ilişkili söylemleri ancak anlayabilen anladı. Peki kim anladı? Yine Çin söyledi Çin mi anladı? Bir tür “kendin pişir kendin ye” mi oldu?
2 yıl önce Çin hükümeti tarihinde ilk kez olmak üzere, Pekin’de yaşayan biri de ben olmak üzere üç Türk gazetecisini 5-6 günlük Sincan gezisine davet etti. Bizler Urumçi ve Turfan kentlerini gezdik, yedik-içtik! Genelde bu türden gezileri Türkiye’den üst düzey kişiler yapar, bizler de gazeteci olarak onları izlerdik. Ancak bu sefer hem gazeteci hem de üst düzey konumundaki kişiler bizlerdik. Bu gidişimiz, Sincan medyasında da çıkmış, herkes bizi konuşmuş, yani gazeteciler olarak bizler hem yazılı hem de görüntülü haber konusu olmuştuk. Sincan eyaleti başkanı o ara Pekin’de olduğu için kendisiyle görüşememiştik (ki olsaydı görüşecektik) ama onun yardımcısıyla görüşmüştük (yani bizi böylesine üst düzeyde ağırlıyorlar). Ben görüşmede Çinli Başkan yardımcısına “THY, Urumçi’ye uçsa bunu nasıl karşılarsınız?” diye sordum ve ondan son derece içten bir ” keşke uçsa, çok isteriz, ikili ilişkiler artar, ekonomik ilişkiler artar” şeklinde yanıt aldım. Onun haricinde Sincan’da başka yetkililer tarafından da konuk edildik. Biz gazeteciler de bir alemdik; gazeteci miyiz, konuk muyuz? Haber mi yapacaktık, haber konusu mu olacaktık? Neyse gezdik, gördük bilgilendik ama her şeyden önce bizim Çin hükümeti tarafından davet edilmemizin elbette simgesel bir değeri vardı.
Bizler Pekin’e döndükten sonra bu sefer Çin hükümeti Çinli sanatçıları İzmir, İstanbul ve Ankara kentlerine götürmüştü. Giden Çinli sanatçılar Uygur Türkleriydi ve Çin’i Türkiye’de temsil ettiler. Bunun üzerinde uzun yazmaya gerek bile yok! Son derece net değil mi?
Son yazdığım bu iki paragrafın üzerine, yukarıdaki yazdıklarımı da eklediğimde ortaya çıkan tablo nasıl yorumlanmalı?
Ben şöyle yorumluyorum: Çin, Türkiye’ye çoktandır kısaca “dön Asya’ya, bok işin yok elalemin kapısında, gel eski köklerine” diyor. Halbuki sanıyoruz ki Çin, Uygur Türkleri konusunda bizim ülkemizle olan ilişkisinde çok tedirgin. İlgisi dahi yok! Adamlar kendilerine son derece güveniyorlar. Ve tehlikenin de bizden değil, tıpkı bizim ülkemizde de yıllardan beri yaşadıklarımızdan da anlaşılacağı gibi ABD’den geldiğini görüyorlar. Bize de devamlı dost eli uzatıyorlar. Ancak bizlerin tüm bunları anlayabilmesi için vizyon, birikim, bilgi, öngörü gibi değerleri hazmetmiş olması lazım! Beri yandan tam bağımsızlık, Atatürk’ün yolunda ilerleme, laiklik, Asya ile stratejik işbirliği gibi değerleri de tam kavramış ve benimsemiş olmamız gerekiyor… Demek ki daha çok yolumuz var…
Ohoooooooh, ölme eşeğim ölme!
Söylediklerinde haklı gibisin fakat ben ticari amaçla hazirandan beri Çin’e gelmeye çalışıyorum. Bir türlü vize vermiyorlar. Önce olimpiyatları bahane ettiler. O bitti engelli olimpiyatı da bitsin diyorlar. Bir yerde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çoğu Afrika ülkesi olan 33 ülkeye sınırlama getirildiği. Bu konuda bilginiz var mı ve ne düşünüyorsunuz?
Eeee, biz en azından 33 ülke arasına girmişiz. O da bişi! Düşün “1″ ülke arasına girip oradan hiç çıkamamak da vardı. Şu mübarek günlerde ben oturmuş buna dua ediyordum zaten. Sen bir dem de hakikaten engelli olimpiyatlarını bekle. İnanmazsın ama Pekin’in üzerinde hala polis helikopterleri arada bir geziyor. Ben onca yıldır buradayım, yukarıdan (sümme haşaaa) gök gürültüsünden başka bir şey duymamışken neredeyse helikopter gürültüsüyle kardeş yaşar olduk. Bu 33 ülke meselesi de ilginç! Görünen o ki bu sayı gittikçe artıyor. Sanki eskiden daha azdı. Bu durum da memleketimi, eskisi gibi diplerde yer almayıp sayısı çok olan ülkelerden biri olma durumuna getiriyor; ben buna şimdi sevinmeyeyim de ne edeyim…
evet dedikleriniz dogrudur,sizle ayri dustugum nokta olayA makro planda bakarken sonuclarini mikro planda degerlendirmeniz,cin ve diger ulkeler ,jeopolitik yapilanmanin sadece karayla degil kultur ve iger sosyolojik ogelerle oldugunu gayet ii biliyorlar,ancak herzamn ki gibi biizm reflekslerimiz hep batiya daha hizli cevap moduna programlandigi icin ,cini gecici ticaret alternetifi olarak gormekten yada orasi bize uzak bizim isimize bakalim diyenler,yada hala dogu turkistan muhabbetinden meded uman guruhun akil yansimalarindan baska birsey degil.ama asil aci olan varacagi yerin geldigi yer oldugunu bilmeyen bir stratejik yaklasimin turkiyeye daha nelere mal olacagini gormek hakikaten bir turk olarak beni cok uzuyor,aydinlanmak icin ampul israf etmeye gerek yok…