0

Pekin’in çift katlı otobüsleri

cift-katli-otobus1

1981 yılından bir parçadır “Double Dutch Bus.” ABD’nin 80 darbesi sonrasında TRT FM’in pek çok kereler seslendirdiği bir parçadır. Hareketlidir, kıvraktır, akılda kalıcıdır. TRT FM o zamanlar pek çalardı. Frankie Smith’indir. O şimdi naapar bilemem, yaşlanıp gitmiştir herhal! İnternetten aratın parçayı çok rahat bulursunuz, dinlersiniz. Bu gereksiz bilgiden sonra bir diğer bildik bilgi de bu Double Dutch Bus’lar yani çift katlı otobüsler Londra’nın simgesidir. İstanbul Belediyesi de sanırım 10-15 yıl önce bu otobüsleri İngiltere’den satın aldı ve hâlâ belediye otobüsü olarak kullanıyor. Sonra bu otobüsler dünyanın her bir kentine yayıldı. Bu denli yayılmasından ötürü müdür nedir, Londra Belediyesi bir karar aldı ve bu çift katlı otobüsleri Londra trafiğinden kaldıracağını açıkladı. Ancak bunu uygulamaya geçirdi mi bilemiyorum. Demek ki her kentte bu çift katlı otobüslerin olması Londra’nın kafasını attırdı ve bu kararı aldı. Taklitçiliğin de bu denli globali olur mu canım! Londra haklı bu konuda!

Efendim, bu çift katlı otobüsler Pekin’e de yeni geldi. Yine olimpiyatlar sağ olsun! Valla bu olimpiyatlar olmasa ne olurdu halimiz! Sanırım 1 ay kadar önce Pekin seferleri başladı. Bu çift katlı otobüslerin iki farklı hattı var. Biri kentin güney taraflarından başlayıp şu meşhur çan ve davul kulelerini de izleyerek yol alıyor, diğeri ise Olimpiyat köyünün etrafında tur atıyor.

Bu olimpiyat köyü etrafına gideni için geçenlerde biz gazetecileri davet ettiler. Ben de “gider şöyle genel bir çekim yaparım, elde ekstradan görüntü olur, iyi olur” diye düşünüp bu tura katıldım. Ama tura katılmadan önce yetkililere iki soru sordum. Bir: “Çift katlı otobüslerinizi birkaç kere gördüm. Hepsinin üstü kapalıydı. Üstü açık olanı da var mı? Biz onunla mı dolaşacağız?” Bu soruyu soruyorum çünkü otobüsün etrafı tamamen cam olduğu için çekim yapmak boşa kürek çekmekle eşdeğer. Olmayabileceğini düşündüğüm için ikinci olarak şu soruyu patlattım: “Üstü açık yoksa bile hiç olmazsa kimi noktalarda duracak ve bizler otobüsten inip çekim yapabilecek miyiz?” Birinci soru için bana verilen yanıt çekinceliydi ve daha çok olumsuza yakındı. Ancak ben yine de gazeteciler çağrılacağı için doğal olarak ellerinde üstü açık olan varsa onu bize vereceklerden emindim. Ama en azından ikinci soruma aldığım yanıt olumluydu. Bu da bana yeterdi! Böylece durulan yerlerde bolca çekim yapabileceğimi düşündüm.

Türkiye’nin diğer kentlerini bilmiyorum ama bu üstü açık olan çift katlı otobüslerden İstanbul’da var ve hepsi neredeyse yabancı turistler için. Kalkış noktaları da yanılmıyorsam Sultanahmet. İstanbul’dakinin fiyatını bilmiyorum ama Pekin’deki her iki hattın fiyatı pek ucuz ve sadece 3 yüen. Biri 16 küsur diğeri 18 küsur kilometre yol kat ediyor.

Saatinde gittim ve gördüm ki bize iki otobüs ayrılmış ve ne yazık ki her ikisinin de üstü kapalı. İlk rezalet! Neyse bindik. İlk sinirden ötürü hararetlenen kafamı serinletmek için dağıtılan soğuk sudan aldım ve teşekkür etmeyi de ihmal etmedim! Yola çıktık. Kağnı gibi yol almaya başladık. Haliyle “sightseeing” yani “gezi” otobüsü olduğundan böyle gidiyor. Ben gittim yetkiliye sordum. Kızcağız az İngilizce biliyor; Tarzanca, İngilizce ve Çince karışık ancak olumsuz yanıt alacağım korkusuyla, çekinceli bir şekilde otobüsün bir yerlerde durup durmayacağını sordum. Ondan ikircikli bir evet yanıtını aldım. O ara otobüs bir alt geçide girdi ve ağır ağır gidiyor. “Yahu bu alt geçitte neden yavaş gidiyorsun? Bassana gaza!” Gittim aynı kıza “neden burada da yavaş gidiyoruz” diye sordum. Dediğinden bir şey anlamadım ve o ara başka bir görevli araya girdi. Baktım İngilizce biliyor ve tünelden de çıkmak üzereyiz. O soruyu hemen atladım ve bir öncesi soruyu yineledim. Bana “durmayacağız” demez mi? İşte o zaman dellendim. Ulan ne işe yaradı bu gezi? Hırsımdan ağlayacağım, o kadar yani. Hani olimpiyat köyünün içinden falan geçse içim daha az yanacak: Bilmem kaç metre uzaktan meşhur kuşa yuvası stadyumu ve yüzme havuzunun olduğu spor alanını görüyoruz o kadar. Yahu girsene içeriye, şöyle köyün içinden geçsene! Yok! Şu işi taksiyle yapsam çok daha verimli olacakmış. Beni dellendiren diğer durumsa içerideki diğer gazetecilerin kameralarıyla ve fotoğraf makineleriyle şakur şukur çekim yapıyor olmaları. Ulan ne çekimi? Sordum bir Japon’a (Japon ha! Sony Mony olayları! Boru değil yani!), “siz bu görüntüleri kullanabilecek misiniz?”. “Evet” diye yanıt vermez mi? “Nah!..” İçimden “al şu kamerayı, herifin kafasına geçir” dedim. Bu Japon yapıştırıcı bir yana diğerleri de çekim yapıyor be? Yahu teknoloji dünyası devasa adımlar attı da haberimiz mi yok. Bu camdan çekim mekim olmaz. Reflektör yapıyor, işte senin kameranın yansıması camda, olmaz, ne çekimi leynnnnnn! Valla bildiğiniz gibi değil, accayip sinirlendim. Tüm hırsımı bu Japon tıfıl veletten çıkaracağım o olacak. Ulan hiç bu camdan yapılan çekim işe yarar mı? Elzem bir çekim mi ki kullanılsın? Dışarıda bomba patladı da onu mu acil kaydettin? İşte şehir içi gezi yapıyorsun. Açık hava çekim bile olsa hepsi hareketli, kimi görüntüler durağan olmalı. Kim kullansın bu görüntüleri vs. Bunları herife anlatmaya kalksam cidden ortam gerilecek (ki haliyle alay ederek söylemeye kalkacam), iş iyice zıvanadan çıkacak! O arada benim her bişeye sinir olduğumu anlayan kız beni teselli etmeye çalışıyor bense kendimi acilen otobüsten atmaya çalışıyorum. Kız bir de bana son durağa kadar duramayacaklarını söylemez mi? Ben bir şoföre gidiyorum, bir kıza gidiyorum, “atın beni sokağa, dellendim ben” diyorum, bunaldım, sıkıldım, ter bastı, dayanılacak gibi değil anlayacağınız! Tarifi mümkün değil! Kendime de kalayı basmaktan geri kalmıyorum. “Tam bir gün nasıl boşa harcanır”ın güzel bir örneğini yaşamış oldum. Kız beni bir yandan sakinleştirirken diğer taraftan iki Çinliye de benim hakkımda bir şeyler yetiştiriyor. Neyse ki gezinin son durağının gideceğim yere yakın olduğunu öğrendim ve sakin olmaya çalıştım. Yoksa gerçekten zıvanadan çıkacağım. Zavallım kızcağız da haklı olduğumu, bana yanlış bilgi verildiğini ancak gelecek sefere mutlaka benim talebime uygun bir tur düzenlemesi için yetkilerle konuşacağını vs söyleyip gönlümü yapmaya çalışıyor. Ben de artık kızı üzmemeye çalıştım, oturup dışarıya baktım; bu bakış stilimden anladım ki tren-inek ikilisi bakışı demek ki ancak benim bu durumum gibi oluyor. O diğer iki Çinli bu işi organize eden, muhtemelen de bu çift katlı otobüsleri işleten şirketin müdürü, sahibi vs. Kız onlara benim durumu olabildiğince nazik aktarmaya çalıştığını anladım. Sanıyorum aktarma yaparken araya pembe yalanlar da ekliyor. Artık adamı da üzmeyeyim diyorum. Nasıl olsa yolun sonuna 10 dakika kalmış (kız öyle diyor ama). Kendi kendime “sabret” diyorum. Son durakta tüm gazetecileri bir odaya toplayacaklar ve o müdürlerin konuşmaları dinlenecekti (bu Çin’de çok klasiktir ve olmazsa olmazlardan biridir). Ben tuvaleti sordum, gittim ve çıktıktan sonra ilk araçla oradan hızla uzaklaştım. Hatta bir gönüllü tuvalet çıkışımı özellikle beklemiş beni odaya doğru yönlendirmeye çalışmıştı ama yemedim! Orada ben hariç tümü, yani Tayvanlı ve birkaç Japon’u da işin içine katarsak hepsi Çinli yani Asyalı yüzdü. Sanırım bir tek ben yabancı yüzdüm. O nedenle tuvalet çıkışı o gönüllü beni beklemiş ve o nedenle kız bir şekilde beni nazikçe ve sıkça o toplantıya davet etmeye zorlamıştı. Çin’de böyle; yabancı yüz her zaman prim yapıyor. Biliyorum o müdürler için televizyon haberlerinde görünürken onlara bir kaç yabancı yüz lazımdı ama bana da iyi bir iş lazımdı. Kusuruma bakmasınlar! Kıza da söyledim: “Kent içi otobüslerin üstü açık olur. Hele ki gazeteci çağırıyorsunuz bu yüzde yüz böyle olmalı. Bari onu yapmadınız bir yerlerde durmalıydınız. Tümü bir yana bizi alıp olimpiyat köyüne bile sokamadınız. Ne anlamı kaldı?”

Bilmem size o anki duyguları yazıyla yansıtabildim mi? Ama eve giderken artık bayağı sakinleşmiştim. En azından klostrofobiyi üzerimden atınca bir rahatlama gelmişti (o neydi be!)… Sonra eve doğru giderken kendimi başladım sorgulamaya: “Ulan oğlum. Her şey dört dörtlük olmak zorunda mı? Bırak bu da böyle olsun. Noolmuş yani. Dövdüler mi? Paranı mı çaldılar? Sanki kendin matah bir herifsin! Kendini gerdin, kızı üzdün. Gezdin işte fena mı. Bir daha bu otobüse belki de hiç binmeyeceksin. Sana çok az yerde sunulan soğuk suyu bile vermeyi akıl ettiler. O ayrı, soğuk Çin çayı bile verdiler. Vs vs” Eve giderken kafamda bunlar dönüyordu. Böyle kendi kendimi sorgularken bu sefer de başladım üzülmeye… Hadiii ben de böyleyim işte!.. Yaaaa…

Neyse, o kızın yüzünü hatırlıyorum. Nasıl olsa bir yerlerde görürüm, gider hemen özür dilerim, konuşurum vs… Zaten hiç olmadı size okumak için işte bir yazı çıktı, siz de okudunuz… Aslında var ya bu gezi hiç de fena değil yani! 3 yüene de sudan ucuz. Tavsiye ederim. Vallahi bak!

Mesaj Bırakın!