0

韩雪梅 (ya da bir olimpiyat gönüllüsü), hatta “Çin’den Ne Öğreniriz-2” ve hatta “Olimpiyatlar”

bilet-056

Han Şüe Mei (Han Xue Mei) bir olimpiyat gönüllüsü. Pekin’e komşu Hıbei (Hebei) eyaletinden. Onunla kafamın tasının atık olduğu bir zaman sonrasında karşılaştık. Neyse ki güler yüzlü ve zeki biri. Onunla iletişim hızlı ilerleyince kafamın atık olan tarafı kısa sürede yerine oturdu. Kafamı attıran ise diğer olimpiyat gönüllülerinin yorgunluklarını bana yansıtmalarından ötürüydü: Şu olimpiyatların satılan son biletleri almak için akşamdan kuyruğa girenleri gidip haber yapayım dedim. Vay sen misin haber yapan? Üç beş gönüllüyü hacamat edecektim, hakikaten yırttılar…

Mesele, olimpiyat bileti almak için akşamdan kuyruğa girme. Bilen bilir, bizde de böyle sosyalleşmeler olmuştu zamanında. İnsanlar Marmara depremlerinden sonra, evleri yanda kendileri açık alanda bir araya gelmişlerdi. Deprem korkusu Türkleri evden kaçırmaya yetmişti ama televizyon yayıldı yayılalı da ilk kez böylesi bir sosyalleşme sayesinde bir araya gelmişlerdi ve hiç kimse de bu güzel ortamdan uzak kalmaya niyetli değildi. İnsanlar o zamanlar komşuluğu tekrar keşfeder olmuştu. Açık alanlarda sabahlamaların tatlı sohbetine çaylar, börekler, çörekler de katılınca “yeme de yanında yat” durumu olmuştu. Aynı durum bir geceliğine de olsa Pekin’de de oldu: Çin’deki komşuluk ilişkisi bizden de kötü. Yani gidip gelmeler, hafta sonu oturmaları yok. Ama bu olimpiyatlar Çinlilere sosyalleşmenin en Batılı halini getirmiş oldu, işte mesela diğer bir örnek de “olimpiyat bileti alma çılgınlığı.” Pekinliler, olimpiyat düzenliyor olmanın gururu bir yana sosyalleşme gibi keşfedilmemişleri de keşfettiler. İşte bilet kuyruğunda uzun zaman bekleyip bilet almak da bundan ötürü oldu. Çinli, hayatı boyunca bir Batılı gibi ne bir Pink Floyd konseri için ne de “aman okuyayım, hem ben çok okuyan bir uygarlığın mensubuyum” deyip Harry Potter kitap kuyruğunda sabahladı. Çinliye sosyalleşme fırsatı doğdu ve gitti olimpiyat bileti kuyruğunda sabahladı; e, hava da yağmurlu değil, soğuk değil! Ona uydu yani.

Efendim, işte bu bilet kuyruğu sosyalleşmesi herkese yetti. Gençler, gençliklerini yaşayamamış genç ruhlular girip bilet kuyruğunda sabahladılar. Abartmıyorum aslında buna gram ihtiyaçları yok; bilet satış saatlerinde gitse abartarak yazıyorum en fazla 4-5 saat beklese o bileti yine alır. Eh, biz de kalktık gittik Çinlilerin bu eğlencesini haber yapalım dedik. Amanin o ne! Adamlar bilet almak için değil de kavga etmek için toplanmışlar. Polisler bir yerde, kuyruk bir yerlerde, kuyruğa yöne vermeye çalışan olimpiyat gönüllüleri başka bir yerde. Anlayacağınız acemi sosyalleşme! Haberimizi yapalım diye kartımızı gösterip olaya gark eyliyoruz. Yok efendim çekemezmişim? “Neden?” Yanıtı yok! Yine de ben gaktırı gukturu çekimimi yaptım. Ancak itiraf etmeliyim ki orada bir basiretsizlik vardı. Bu basit olayın sadece bununla kalacağını umuyorum. Çünkü ne yalan söyleyeyim olimpiyat işi şimdilik gayet iyi gidiyor.

İşte bu iş kazasını atlattıktan sonra Mei ile tanıştım. Harala gürele ve yorgunluğun üzerine akşamın ağırlığı da çökünce sağ olsun yönümü bulmama yardım etti. Zaten Pekin’deki tüm olimpiyat gönüllülerinin fazladan yardım etmeye çalışan bir halleri var. Gerçekten son derece efendi, temiz ve güler yüzlüler. Bence ilk olimpiyat madalyası onlara verilmeli (ne cümle ama!) Ülkeleri için iyisi olsun diye çırpınmaları dikkate değer. İşte Mei de olimpiyat alanlarında çalışacak 74 bin 615 gönüllüden biri. Aslında tüm Pekin’de çalışan gönüllü sayısı 400 binin üzerinde ve acayip bir rakam! Mei’nin İngilizce bildiğinden bu 74 bin rakamına girdiğini sanıyorum. 24 yaşında ve üniversiteyi gelecek yıl bitirecek. Turizm okuyor. Bu gönüllü çalışmasının ona ileride bir katkısı olacağını pek sanmıyormuş. “Sen yine de özgeçmişine yazarsın, atlama onu” diye akıl vermeyi ihmal etmiyorum. İşin ilginci okulu ile (üniversitenin yatakhanesinde kalıyor) gönüllü olarak çalıştığı yere bir otobüs ve üç ayrı metro ile ancak ulaşıyor ve yol iki saatini alıyormuş. “Oooo” dedim “günde 2 saat çok fazla, daha yakınlarda bir yerde sana iş veremediler mi?” O ise “yok, iki saat gidiş iki saat geliş, toplam dört saat” diye düzeltme geçti. Düzeltmesi katmerli olunca iyice bir öyle kaldım!

havaalani-metro-114

Pekin’de iş bulursa çok mutlu olacağını söyledi. Bu da Pekin’de kalıp şansını denemek isteyenlerden. Çoğu genç böyle. Ancak iki-üç yıl önce gazetede okumuştum: Çin hükümeti gençlere gönüllü batı hizmeti önerdi. Çin’in batı kesimi bizim ülkemizin doğusu gibi. Şimdi ayrıntılarını çok fazla hatırlamıyorum ancak hükümet üniversite bitiren gençlere ülkenin batısında çalışmaları karşılığında onlara hiç de yabana atılmayacak vaatlerde bulundu. O zamandan beri de bu iş hızlandı. Çin ve özellikle de Batı basını bu konuda henüz bir şey yazmadı ama bir kaç yıl içinde ilk ciddi yazılar dökülmeye başlar. Kısaca diyebiliriz ki Çin batısının makus talihini değiştiriyor. Zaten komünist bir ülke olarak bence bunun için çok da geç kalmış durumda. Bu değiştirmeyi de ipini kopartıp oraya giden hödüklerle değil, eğitim almış insanlarla yapacak. Böylece hem oradaki insanlar eğitimli insanları rahatlıkla kabul edecekler hem de değişimin olumlu örnekleri insanları mutlu edecek. Çin çözümü geç de olsa buldu!

İşte bize de benzeri bir çözüm yine Çin’den! Aynı uygulamayı biz mecburî hizmet adı altında sadece doktor ve öğretmen branşlarında yaptık ama gelinen noktada o da bir işe yaramadı. Halbuki zorunlu olacaksa bu zorunluluk tüm meslek dallarında olmalı. Ayrılık gayrılık yok, olacaksa hepimize olmalıydı. Yani ilk adımda insana çok komik geliyor ama düşününce görülecek ki son derece de gerçekçi; mesela bir balerin de Hakkari’ye gidecek mesleğini iki yıl icra etmeye çalışacak! Komik mi? Ülkemizde Güntekin’in Çalıkuşu’ndan bu yana değişen bir şey yok ama! Giden görüyor, ülkemizde doğunun makus talihi hiç değişmeden aynen devam ediyor. Göndersin devlet doğuya sinema okumuşu, bale okumuşu, gıda mühendisliği okumuşu, doktorluk okumuşu, ziraat okumuşu, veterinerlik okumuşu, hattatçılık okumuşu, siyasî bilimler okumuşu vs. Bakalım sonra; değil 10 yıl, sadece birkaç yıl içerisinde değil doğunun tüm Türkiye’nin çehresi değişmiyor mu? Sonra Türkiye’de ne terör, ne gericilik, ne eğitimsizlik, ne de sağlıksızlık kalır. Bunu devlet ya zorunlu yapar ya da Çin gibi teşviklerle yapar. Yani her iki yol da Roma’ya çıkar!

Şimdi, bunu ben yazıyorum da bir akıllı ben miyim? Yo, bunun aynısını ya da benzerini düşünenlerin sayısının ülkemde çok olduğunu sanıyorum. Peki bu neden bizde olmuyor? Ya da diğer yönden sorayım: Çin’de neden oluyor? Hah işte işin püf noktası da burada! Bunun için “tam bağımsız” olmak lazım. Tam bağımsızlığın yolu da sadece ve sadece “tam bağımsızlık”tan geçer. Yoksa “aman hukuk var, dikkat etmem lazım, konuşamam”, “amanin kızlarımız okullara başörtüsüyle giremiyorlar, yazıktır, adaletsizliktir”, “aman şu soruşturmanın salahiyeti açısından susmak lazım, olay yargıya intikal etmiştir” gibi gakla gukla, ben buyum, ben şuyum demekle olmuyor, zaten olmadığı da ortaya çıktı! İşte bunu becerebilmek için de sadece ve sadece aynen Çin gibi “tam bağımsız” olmak lazım. Yoksa şimdiki gibi durduğumuz yerde patinaj çekerken bir de kara çukura iyice batarız… Bunu yapmak için kendisinde güç olanlarda “vizyon” olması şart. Kendisini güçlü hissedenlerden bir şey çıkmadığı da zaten zaman bize gösteriyor. Ki bu insanlar küçüğünden tut da en üste kadar her mevkideler.

Çin şimdi turizmde de ülkenin batı bölgesinde atağa geçti. Eminim yavaş yavaş bizim ülkemizden bile turistler Çin’in batısına sökün etmeye başlayacaklardır. Kendisine güvenen ülke, tam bağımsız ülke olunca ülkenin batısını turizme açmak elbette dert olmuyor. Bizde de dert olmayacak günler olacak mı acaba? Mei bir turizmci olarak okulu bitirdikten sonra Çin’in batısına giderse hiç şaşmam. Çin’in doğu bölgesinde turizm zaten patlamıştı, şimdi sıra batı bölgesinde. Tam bağımsız ülke olarak Çin yolunda ilerliyor. İnşallah biz de Çin’in yaptığını yaparız.

Mei ile ayrılmadan önce bir ay boyunca boynumdan çıkaramayacağım kimlik kartımdaki fotoğrafıma baktı, sonra bana dönüp fotoğraftaki halimin daha yakışıklı olduğunu söyledi. “Bitirdin beni be” dedim “bitirdin”… Ne yani, bu laf benim gibi yaşlı bir adama söylenir mi?

bilet-055

Mesaj Bırakın!