ÜLKE YÖNETMEK VE ORDU
- 17 July 2008
- Kategori: Çin'den ne öğrenebiliriz?

Yazara sormuşlar: “Ölmekten korkuyor musunuz?” Şöyle yanıt vermiş: “ben varken ölüm olmuyor ve ölüm varken ben olmayacağım. Yani ölümle hiç birlikte olmayacağım. O zaman neden korkayım?”
Çin Halk Cumhuriyeti’ni Çin ordusu kurmuştur. Çin ordusu Çin’in nüfusundan da ötürü dünyanın en büyük ordusudur. Çin’de nüfusun kalabalık olmasından dolayı da askerlik zorunlu değildir ancak Çin’de askerlik yapmak bir prestijdir. Çinliler asker oldukları zaman övünürler.
Çin Halk Kurtuluş Ordusu (ÇHKO), Çin Ordusunun bilinen adıdır. ÇHKO 1927 yılında kurulmuştur. ÇHKO’yu 1921 yılında kurulan Çin Komünist Partisi kurmuştur. ÇKP’nin Şanghay’da yapılan ilk toplantısında Mao Zıdong (Mao Zedong) ilk başkan olarak seçilmiştir. Yine Mao’nun önderliğinde ÇHKO kurulmuştur. O zamanlar bu kurumaların hepsi yasadışıydı. Çünkü Çin kendi topraklarında, batının emperyalist ülkelerinin ve sonrasında da Japonya’nın boyunduruğunda ezilmişti ve eziliyordu. Çin’de büyük bir sömürgeleştirme dönemi yaşanıyordu. İlkin İngiltere ve Fransa, hemen arkasından ABD destekli Japonya faşizmi Çin’i her anlamda tamamen yıkmışlardı. Sosyalizm ve komünizm bu süreçte doğal olarak Çin’de yeşermiş ve ilkin ÇKP sonrasında ÇHKO kurulmuştur. Büyük yıkımlar ve ölümlerden sonra kazanılan başarılardan sonra ÇHC 1 Ekim 1949′da bağımsızlığını dünyaya ilan etmiştir. Çin’in yakın tarihî geçmişi ile Türkiye’nin tarihî geçmişi neredeyse birebir örtüşmektedir.

Çin ordusunun Çin halkıyla doğal olarak iç içedir. Ordunu bu ülkedeki konumu günlük yaşamdan örneklerle şöyle örneklenebilir: Örneğin Çin’in TRT’si olan CCTV’nin 7′inci kanalı orduya ayrılmıştır. Ancak yanılmayın; bu kanalda sadece üniformalı askerler yoktur. Bildiğimiz bir TV kanalı gibi işler ama kanal ordunundur. Ordu burada kitle iletişim aracının en güçlü silahı olan televizyon sayesinde çok başarılı bir biçimde propagandasını yaptığı gibi halkından da hiç kopmadığını gösterir. Çünkü bu onun “sorumluluğudur”. Kanalda diziler, filmler, reklamlar, eğlence programları, belgeseller vs her türden program vardır. Bunların içeriği illa ki tamamen askerî de değildir ama Çin ordusu bu kanalı başarılı bir biçimde kullanır. Ancak Türk ordusunun ise kendisini ifade edecek hiçbir güçlü kitle iletişim yolu yoktur. Bu Türk ordusunun Türk halkına karşı bir sorumsuzluğudur. Çin ordusu sadece CCTV7′de değil, ülkenin tüm kanallarında ve yerel televizyonlarındadır. Örneğin üniformalı bir kadın askerin televizyonda şarkı söylemesi çok normaldir. Hiç kimse bundan rahatsız olmaz, tam tersine Çinliler televizyonlarının başında o şarkıcının sözlerine katılarak şarkıyı söylerler. Askerî üniforma giymiş eğlence programı sunucuları vardır ve illâ ki programın konukları asker olmak zorunda da değildir. Kimi diziler ve filmlerde ordu ön plandadır yani ordu ile ilgili diziler, filmler çokça işlenir. Aslında bu hemen her kanalda vardır. Böylece Çinlilere bu ülkenin nereden nereye geldiği devamlı anımsatılır. Hem uzak tarih hem yakın tarihten filmlerle ordu kendisini halkına devamlı ifade eder. Ancak Türkiye’de böyle bir süreç hiç işlememiştir. Bizim ülkemizde ordu marşları sadece darbelerle anılır olmuş ve batıya yamanmak isteyenler tarafından alay edilir hale getirilmişlerdir. Halbuki Çin’de ordu marşları insanların müzik cd’si olarak satın alabilecekleri şekilde de çok yaygındır. Şarkılar bir yana marşlar bile hâlâ çok doğal bir biçimde halkın içindedir, söylenir. Elbette bunun yanı sıra televizyonlarda normal şarkılar, batı müzikleri vs de vardır. Ancak ordu bunların dışında değildir ve hiç kimse rahatsız olmadığı gibi bu çok da doğaldır. İçinde askerin olduğu programların diğer programlarla hiçbir farkı yoktur, mesela reklam dahi alırlar. Kısaca çok normal televizyon programlarıdır. Bu ülkede çok doğal bir biçimde ordu ve Çin halkı iç içedir… Ayrıca ordu tüm devlet binalarının girişlerini korur. Üniversite giriş kapılarında da vardır. İnsanlar üniversitelerin kapısına bisikletleriyle geldiklerinde kapıda duran askere saygıdan ötürü bisikletinden iner, kapıdan geçer öyle yoluna devam eder. Askere, itaatten daha çok saygı vardır ve bu çok nettir. Havaalanlarında da ordu koruması vardır. Çin askerlerini Çin’in herhangi bir noktasında görürsünüz. Hiç kimse garipsemez, gocunmaz, çünkü onlar uzaydan gelmemişlerdir, tam tersine kendi içlerinden çıkmıştır. Zaten insanlar da günlük yaşamlarında da askerliğin içindedirler: Mesela sabahları iş yeri çalışanları tekmil verirler, birlikte sabah sporu yaparlar. Yaşlıların yüzlercesi akşam saatlerinde bir araya gelirler, toplu hareketler yaparlar. Öğrencilerin hepsi okul sıralarında bir tür askerî eğitimden geçerler. Bunlar bize garip ve hatta belki kötü bile gelebilir. İşte ne kadar kötü geliyorsa, ne yazık ki Türk ordusu halkından, halk da ordusundan o kadar kopmuş demektir. Çin’de orduyu ülkenin her yerinde gördükçe bu ülkenin halkı kendisini daha güvende hissetmektedir. Sadece Çinliler değil, yabancılar bile bu ülkede kendilerini ülkelerinde “olmayacak” kadar çok daha güvende hissederler. Bunu sağlayan askerdir. Bunun tersini söyleyen yabancı sadece yalan söylüyor demektir… Çin ordusunu ülkesini koruma görevinin dışında her felakette ilk olarak ve en ön planda da görürüz; sellerde, depremlerde, insan emeğinin yetersiz kaldığı zamanlarda vs.
Üstteki paragrafı bu denli açıklamak sizlere garip gelebilir ama bu açıklama aslında Çinlilere de garip gelir. Bunca açıklama yaptığımı bilseler haklı olarak “bunun neresi anormal ki?” derler. İşte onların bizde, bizim de onlarda anormal bulduğumuz bu nokta, aslında ordumuzun ve halkımızın birbirinden ne denli uzak olduğunun da acı bir gerçeğidir. Bunun sorumlusu ise ordumuzdur. Başka hiç kimse, kişi ya da kurum değildir. Yazı boyunca kullandığım “sorumludur” sözcüğünü bir suçlama amacıyla kullanmıyorum. Bu doğal olarak böyledir. Kurucu unsur olarak, en iyi yetişmiş kurum olarak, en sağlıklı ve disiplinli kurum olarak, Atatürk’ü ve devrimlerini en iyi savunan kurum olarak “Türk ordusu sorumludur” demek hem doğru olandır hem de bir övünç kaynağıdır. Ne mutlu ki ülkemizdeki bir sorumlu kurum olarak Türk ordusu vardır ve bu kurum hâla güçlü, dik ve devrimcidir.

Türkiye’nin hakim güçleri orduyu dışlayarak geldiği şu noktada ülkemizin kaybetmek üzere olduğu artık netleşmiştir. Daha da kötüye gidebilir ve görünen o ki gidecektir. Ancak elinde silah olan tek kurum ordumuzdur. Türk ordusu savaşmak, Türkiye’nin daha da karanlık noktaya, hatta yok oluşa doğru giden gidişatını durdurmak zorundadır. Türkiye halkı ordusundan da koparılmak üzeredir. Ordu bunun önüne geçmelidir. Türk halkı eğitimsizleştirilmiş ve daha da kötüsü gericileştirilmiştir. Kişi başına düşen eğitim yılı 4 yılın altındadır. Sağlıksızlaştırılmıştır. İnsanımız iyileştirilmez sadece geçici sağlık verilir duruma getirilmiştir. Bilgisizdir, bilgi verilmez, saklanır hatta bilgi horlanır. Kısaca cahil bırakılmıştır.
Türk ordusu, tıpkı Çin gibi, ülke yönetimini bir daha bırakmamak üzere ele geçirmek zorundadır. Bunu Atatürk’ün kurduğu parti olan CHP ile yapmalıdır. Başka seçeneğe de gerek yoktur. CHP’yi tamamen kontrolü altına almalıdır. Tıpkı Çin gibi CHP’yi zaman içinde halkın içine yaymalıdır. Bunu da eğitimle yapacaktır. İşte Çin yapmıştır. Türkiye’nin de yapacak gücü vardır.
Türk ordusunun askerleri en az bir yabancı dil bilen, kendisini çok iyi yetiştirmiş, disiplinli, sağlıklı, dünyayı araştıran, tüm bilgi kanallarına açık bir şekilde kendisini durmaksızın geliştiren, devrimci ve Atatürkçü kişilerdir. Türk ordusu da tıpkı Çin ordusu gibi, aristokrat bir gelenekten değil, halkın içinden gelmektedir. Irkçı değildir. İlericidir. Statükocu değildir. Çağdaştır. Belki de en önemlisi kurucusu Atatürk’e bağlıdır. Türkiye’de hiçbir kurumda bu özellikler yoktur çünkü kalmamıştır, çünkü diğerlerine izin verilmemiştir. Son 15 yılda virüsler her kurumun içine sızmıştır ancak Türk ordusuna sızamamıştır. Doğası gereği Türk ordusu buna izin vermemiştir. Ancak Atatürk’ün ölümü sonrası orduyu ABD’ye bağlamaya çalışan unsurların devamlılığının olması da doğaldır. Bunlar tasfiye edilmelidir. Edilemeze bile önümüzdeki süreç içerisinde Türk ordusunun atacağı devrimci adımlar sayesinde bu unsurlar zaten doğal olarak elemine olacaklardır.
Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu emperyalistlerce parçalanmış ancak sonrasında daha büyük bir deneyim olara ilk sosyalist ülke olarak SSCB kurulmuştur. Parçalanan topraklarda kendi köklü birikimine dayanan Türkler de Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Atatürk’ün ortaya çıkışı tesadüf değildir. Binlerce yıllık bir askeri birikime sahip Türk ordusundan Atatürk’ün ortaya çıkması doğal olandır. Ülkemizdeki süreç de Çin’deki süreçle aynı işlemiştir. Atatürk de Kurtuluş Savaşı için örgütlenmeyi Çin gibi açık değil gizli kurmuştur. Duyulması durumunda doğal olarak yok edilecekti. Ancak Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, sürprizle ya da uzaylıların ışınlarıyla ortaya çıkmamışlardır. Geçmişi binlerce yıllık bir birikime dayanan tarihi bir miras sonucu ortaya çıkmıştır. O nedenle de başarılı olmuşlardır. Bu da doğaldır. SSCB de Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir. Bu da doğaldır. Çünkü SSCB sosyalist deneyimi kuran ilk ülkedir. SSCB faşizme ve emperyalizme karşı savaşılarak kurulmuştur. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları da Batı faşizmine ve emperyalizmine savaşarak Türkiye’yi kurmuşlardır. SSCB’nin Türkiye’ye yardım etmesi de doğal ve normal olandır. Emperyalizmin güdümünde bir Türkiye’yi istemeyeceği için Atatürk ve silah arkadaşlarına yardım etmesi normaldir. Bu dayanışma dünya tarih sahnesinde hep olmuştur. Gerekirse yine olacaktır. Bu da doğaldır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında da bu sefer daha büyük bir güç olarak Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte devasa bir sosyalist blok kurulmuştur. İnsanlık tarihinin ilk sosyalist deneyimleri kapitalizmin güçlü çarkları arasında kaybetmişlerdir ama yok olmamışlardır. Olmamaları da doğaldır. Kapitalist blok başka büyük bir savaş sonrası dünyanın çok büyük bir kısmının sosyalist olarak geri gelmesine izin vermek istemeyecektir. O nedenle adımlarını dikkatli atmak zorundadır, saldıramaz. Ancak doğanın gerçeklerinden de kaçamaz. Son iki dünya savaşı sonrasında sosyalizm daha da büyüyerek geri gelmiştir. O nedenle Türkiye’nin önümüzdeki dönemde atacağı adımlar insanlık birikimine de yol gösterecektir.

Çin’de ilkin ÇKP, sonra ordu kurulurken, ülkemizde ise ilkin ordu, sonra ordunun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde CHP kurulmuştur. CHP’nin o zamanki görevi Cumhuriyet Devrimlerini devam ettirmekti. Atatürk’ün ölümünden sonra devrim sekteye uğramış ve bugünlere gelinmiştir. Devrimci rayına oturmuş Türk Ordusu, ordunun şekillendireceği tek parti olarak CHP ve bu iki güçlü kurumun kuracağı devlet yönetim sistemi, yani Atatürk’ün tamamlayamadığı devrimleri tamamlamak için kurulacak devrimci bir hükümetle Türkiye bulunduğu bölgede de öncü ülke olacaktır.
Çin’de ÇKP, ÇHKO ve Çin Hükümeti birbirinden ayrı birimler değildir. Birbirinin içine girmiştir. Çok doğal olarak ayrılmaz, ayrılamaz bir bütünlük içindedirler. İşte bu bütünlük, hem de dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’i dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi yapmıştır. Zaten halen devam eden onca emperyalist saldırıya da başka türlü göğüs geremezlerdi.

Ancak Türkiye Atatürk’ün ölümünden sonra duraklamış ve gerilemeye başlamıştır. Hatta gericileşmenin sonucu ileriye değil geriye doğru da gitmekteyiz. Demokrasi teranesini bizim ülkemize kakalayan Batılıların kendileri de zaten demokrat değildir. Ancak bizden demokrasi beklemektedirler. Bize “çok partili demokrasi” getirterek kuyuya bir taş atmışlardır ve biz şimdi 1000 akıllı çıkaramıyoruz. Ordumuz hiç olmadığı kadar yıpratılmaktadır. Bu da doğaldır çünkü tek güçlü kaledir. Hükümetin hatta geçmiş hükümetlerin durumu zaten bellidir. Ülkemizin modernizasyonu hükümetlerle yani böylesi bir parlamenter sistemle olmayacağı artık belli olmuştur. Bizim ülkemiz Atatürk’ün ölümünden sonra Çin’in tam tersi yönünde işlemiştir. Ülkemizde parti, hükümet ve ordu birbirinden kopmuştur. Zararını başta halk olmak üzere herkes görmektedir. Ancak Çin’se ülkenin kurucusu ÇKP ve ÇHKO bu ülkeden sorumludurlar. Kendilerinden ayrı bir birim oluşturarak kontrollerindeki bir hükümetle ülkeyi yönetmektedirler, bu da çok doğaldır. Bugün ÇKP’nin, tümü eğitimli ve birikimli 70 milyonu aşkın üyesi bulunmaktadır. İşte bu üyeler Çin’in yükselişine yön vermektedir. Batının demokrasi teranesi Çin’de yoktur. Zaten son ÇKP kongresinde üst düzey bir yönetici de şuna benzer bir açıklama yapmıştır: “Biz batının demokrasi dedikleri sisteme ve işleyişe bakıyoruz ve gülüyoruz. O nedenle biz sistemimizden memnunuz ve değiştirmeye de niyetimiz yok” diyerek batıya postasını koymuştur. Çin’in bu açıklamasına ise batı “tıss” kalmıştır.
Türkiye yol ayrımındadır. Atatürk’ün kurduğu ülke bir deprem sürecini yaşamaktadır. Bunun nedeni kendi kurduğu cumhuriyet devrimlerini devam ettirememiş olmasıdır. Türkiye devrimlerini, kurucu güç olan Türk ordusu, kurucu parti olan CHP ve TBMM devam ettirmeliydi ama olmamıştır. Çin ise bunu yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. Çin devrimlerini sürdürmektedir. İşte Çin uzaya çıkmıştır. Çin uzaya çıktığı zaman Batı basını “Çin’in uzun yürüyüşü devam ediyor” başlığını kullanmıştır.
O nedenle fakir bir Çinli bile ülkenin geleceğine güvenle bakmaktadır. O fakir Çinli de ülkesindeki bu zenginlikten kendisine pay düşeceği umudunu taşımaktadır ve bu hiç de yabana atılacak basit bir örnek değildir. Fakir bir Çinli, çocuğunun geleceği için umutludur. Zaten yıllar içinde, ülke zenginliğinin kendisini de olumlu yönde etkilediğine görmüştür ve etkilemeye de devam etmektedir.

Türkiye’deyse bu durum yoktur. Uzaya çıkmak bir yana istatistiklere yansıdığı kadarıyla ülkemiz bilimde dünyanın en gerilerine düşmüştür. Bilimi olmayan uzaya da çıkamaz. Bunun sorumlusu şu ya da bu olabilir. Ancak esas sorumlu bu ülkenin kurucusu olan Türk Ordusudur. Türkiye’nin içindeki gerici unsurlar zaman içerisinde ülkemizi ABD’ye bağlamıştır. Elbette ABD de kendi çıkarını düşünmektedir. Bu da çok doğaldır. Ülkemizi kuran Türk ordusu, son 15 yılda eski devrimci noktasına dönüşünün inişli çıkışlı sancılarını yaşamaktadır. Türk ordusu düşmanlarına öldürücü darbeyi vurmak zorundadır. Çünkü Türk ordusunun konumu dünyanın konumunu da etkilemektedir. Türk ordusunun atacağı her adım, dünyanın gidişatını değiştirecek adımdır. Türk ordusu görevini yerine getirmeli ve dönüşümün başladığı noktadan ileriye gitmek zorundadır. Bunu gerekirse güçlü bir darbe ile ya da kendi bileceği bir yolla yapmak zorundadır. Türk ordusu öyle ya da böyle bunu yapmak zorundadır. Türk ordusu ölmeyi emretmelidir, gerekirse ölmelidir. Türkiye’nin başka bir kurtuluş şansı yoktur. Çin ordusu bir askerini uzaya çıkarmıştır. Türk ordusu da askerlerini uzaya çıkarmalıdır.
Türk ordusu tarihin kendisine verdiği görevi yerine getirmelidir. Söylenecek laflar ve her şey sadece ve sadece fasafisodur. Kaybedecek bir şeyi de yoktur çünkü şu an tarihî süreç o noktaya doğru gitmektedir. Başarısız olunduğunda da zaten ne ülke ne de ordu olmayacaktır. Başarılı olacağı zaman da zaten başarmış olunacağından, arkasında büyük bir destek bulacaktır. Zaten başarısız olma diye bir durum söz konusu değildir. Türk ordusu tarihî geçmişini 2217 yıl öncesine dayandırmaktadır ve 2 bin küsur yıldır yıkılmayan şimdi hiç yıkılmaz.
Çin ordusu çok iyi bir örnektir. Çin ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu çok iyi ama hızlı bir biçimde incelenmelidir. Ancak çok ayrıntıya da gerek yoktur. Çünkü Çin ordusu “tam bağımsızdır.”
Yazarın, ölümden korkup korkmadığıyla ilgili soruya verdiği yanıt gerçekçidir.
