1

Vincenzo Tione

vincenzo-gulou

İtalyan. İşte, o da yıllarca yaşadıktan sonra Çin’den gidenlerden biri oldu. Hep böyle böyle azalıyoruz. Birileri geliyor, tam alışıyorsun, dost oluyorsun, hadiii kalkıp gidiyor. Vincenzo da gitti işte. Onu çevreme hep benden çok daha kibar, benden çok daha efendi, benden çok daha iyi bir insan olarak lanse ettim. Tamam, belki ben öyle birisi değilim ama izninizle kendimi bari burada biraz öveyim, nihayetinde benim sayfam ve dikkat ederseniz o övmeyi de dolaylı yoldan yapıyorum…

Aslında, belki de burada artık ben çok uzun süre kaldım ve o nedenle gidenler çoğalmaya başladı. Vincenzo, General Electric’te sanırım pazarlama bölümünde çalışıyor. Buradaki uluslararası şirketlerde her milliyetten insan çalışıyor ama çok azı Türk. Birkaçı zaten Alamancı, bir-iki kişiyse o da ABD’den doğru gelen Türk. Kısacası Çin’de Türk olarak yokuz işte. Halbuki Pekin’de sadece şu benim yaşadığım bölgede kaç tane İtalyan restoranı, barı, kafesi var inanın bilmiyorum. Ama işte insanın canı sıkılıyor bu duruma. Bizim durumumuzsa hava civa! Sinirleniyor ve üzülüyor insan; bu kadar mı uzak kalır insan geçmişine, köküne, bu kadar mı insan sırtını döner Asya’ya… Çok kötüyüz çok…

Vincenzo’nun diğer hoş tarafı, Türkiye’yi daha doğrusu Akdenizlileri seviyor olması. En yakın arkadaşlarından biri de Yunan ve bizi özellikle tanıştırdı. Böylece Çin’de bulunduğum süre içinde ilk kez bir Yunan arkadaşım oldu. O da aynı Vincenzo gibi, hani bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim hesabı son derece sıcak kanlı.

Bizim İtalyan’ın GE’den ayrılmasının nedeni bir yabancı olarak aldığı paranın düzeyinin bir Çin vatandaşının aldığı maaşın düzeyine indirilmesi. Bu durum canını sıkmış. Bir ara 6 aylığına Katar’a gidecekti ama olmamış. Şimdi ülkesine dönüyor ama “iki aylığına gidiyorum” deyince şaşırdım. Haydaa! Halbuki o akşam ona bir veda partisi yaptık. “Nerden çıktı şimdi bu 2 ay?” diye sordum. “Başka bir şirketten teklif aldım. Çok daha iyi koşulları var. Geleceğim” deyince de sevindim. İyi işte, bir giden geriye de dönmüş olacak.

vincenzo-023

37 yaşında ve hâlâ sevgilisi bile yok. Aslında çok iyi bir tango dansçısı olarak çevresinde kızlar hiç eksik değil. Hele ki 3 tekerli yandan motorlu bisiklet ya da diğer adıyla sepetli motosikletiyle sanırım kızlar için pek daha çekici. Birkaç kere sepet tarafına binmeye nail oldum. “Bak, burada bir fıstık (açıklamıştım fıstık ne) oturacağına benim gibi bir sap oturuyor, yanlış seçim! Tabiî bu yaşta yalnız kalırsın” dedim. Güldü ve gaza daha da bastı. Hör hör karşıdan rüzgâr da esince üşüyor insan ama o gazla! Beri yandan, bu yandan çarklıların bir diğer kötü tarafıysa korumasız olduğu için trafiğin tüm egzozunu teneffüs etmek. Ama güzel tarafıysa otobüslerden, arabalardan, cadde kenarlarındaki insanlardan gelen hoş tepkiler. Kırmızı ışıklarda falan merhabalaşmalar, çoluk çocuğa el sallamalar, cam açıp muhabbet etmeler; gençlik işte! Bana bu sepetli motorların Pekin’deki merkezini gösterecekti, artık 2-3 ay sonrasına kaldı. Yo, sanmayın ki kendime almayı falan düşünüyorum, amaç siz okuyucularıma Pekin’deki her bişeyi göstermek; Çin Seddi’nden herkes bahseder ama sepetli motorlardan kaç kişi bahseder? Yaa!

sidecar-1

Gitmeden iki gün önce verdiği yemek elbette yine bir İtalyan restoranıydı. Onca insanı çağırmış, bir de gitti bütün parayı kendisi ödedi. Çok utandım. En azından birileri ona puro, Çin daması vs gibi hediyeler getirmiş. Ben de ona basit ama sevdiğini sandığım bir hediye verdim: El işi tığla yapılma güzel bir kitap ayracı. Bizim Kültür Turizm Bakanlığının yaptırdığı eli ayağı düzgün tek şey diyebilirim. Ayracı, doğru birisine vereyim diye uzun zamandır saklıyordum. Bir buluşmamızda onu Amos Oz’un bir kitabını okurken görmüştüm. Zaten Aziz Nesin’in “okuyan adamın yüzüne güzellik gelir” lafını asla unutmam ve çok doğrudur. (Tabiî doğru dürüst kitaplardan bahsediyoruz, hömücük kitaplardan değil).

Vincenzo gerçekten çok nazik biri. Hassasiyetimizi bildiğinden o gün bize çıkan yemeklerin hiç birinde domuz yoktu; sormadım ama onun parmağı olduğunu biliyorum. İşte böylesi hassas ve düşünceli biri. İnsan kaybetmek istemez böyle bir dostu. O akşam restoranda 30 dolayında insan vardı, kimi erken gittiği için fotoğraf karesine giremedi ama Çinli, Alman, Yunan, Amerikalı, Filipinli, Hong Konglu, İtalyan ve Türk olmak üzere bayağı bi uluslararasıydık. Mesela Hong Konglu kız ilginçti. Kökeni Çin’in bir eyaletinden ancak Hong Kong doğumlu, fakat babası İtalyan olduğu için İtalyan vatandaşı da!? Ağabeyi ise ondan büyük ve o ise zamanında İngiliz/Hong Kong vatandaşı olmuş!? Yani o kızda Çince, Hong Kong’un konuştuğu ve Çince’den tamamen farklı Kantonca, İngilizce, İtalyanca, biraz Fransızca vs. Mesela Hong Kong’da da oy veriyormuş, İtalya’da da! Filipinli’nin eşi ise Alman. O Alman belki de bir Türk’ten daha iyi Türkiye’yi biliyor. Filipinli her yere gitmiş ama daha Türkiye’ye gidememiş, “methini duydum, çok gitmek istiyorum” dedi. Kısaca diyeceğim o ki; Çin’de bile tüm dünya ülkeleri nasıl bir birikim bırakmış ve nasıl bir kök salmışlar. Biz hâlâ memlekette top sektiriyoruz; aman aman AB’ye bir üye olalım da, gerisi alah kerim. Üye olsak sabahına uzaya falan çıkarız herhalde! Biz bu Çin’i komünist belledik ya zamanında; işte özellikle bu son yıllarda yaşadıklarımızla, zamanında komünist ülkeleri, komünist bellememizin bedelini ödüyoruz. Çünkü yüzümüzü batıya dönmemizle birlikte kesinlikle kaybetmeye imza atmışız. Çin’den bir-iki örneğini verdim: İşte sadece Pekin’in bir bölgesindeki İtalyan restoranlarının sayısı; işte kökü Çin’in bir eyaletinde olup bir tarafı dünya ekonomisinin devi Hong Kong’da bir tarafı İtalya’da, bir tarafı İngiltere’de olan kızın konumu. Bu iki basit örnek sadece İtalyanlar için değil! Bırakalım Orta Asya ve Güney Asya ülkelerinden sonsuz örnekleri, üyesi olmak için hezeyanlar geçirdiğimiz AB ülkelerinden bile bu ülkede ne insan hikâyeleri var; İskandinav, Hollandalı, İspanyol, Amerikalı, Fransız, Alman vs say say bitmez! Elbette öyle olacak. Çünkü dünyanın en kalabalık ve en büyük ülkelerinden biri olan Çin’e tarih boyunca bizden başka sırt çeviren olmamış ki. Hakikaten çok utanç verici. (Bu konuya sıkça parmaklayacağım. Ben parmakladıkça birileri ve onların izinden gidenleri o parmağı mecburen hissedecek.)

vincenzo-027

Vincenzo’nun bir Çinli sevgilisiyle tanıştım, gerçekten güzel bir kız. Ama kız ondan ayrılmış bizim İtalyan “hâlâ seviyorum diyor” ama ne gam -ki bir Çinli daha ne ister?-! Ancak Vincenzo’nun eski sevgilisi Yunan. Çok zengin, çok güçlü ve Yunanistan başbakanına çok yakın bir kişinin kızıymış. Birbirleri için Yunanistan-İtalya arasında mekik dokumuşlar çok uzun yıllar. Çok güzel bir kızmış ama ayrılmışlar. Hâlâ da görüşüyorlar ve hâlâ daha birbirlerini seviyorlar. Ayrılma nedeniyse çalıştığı General Electric şirketinin Vincenzo’yu Çin’e göndermesi ama kızın Çin’e gelmek istememesi. Bu neden, bir ayrılma nedeni midir? Ama onun ha bire kafasının etini yedim: “Yapma etme, bak o seni, sen onu seviyorsun. Git bir yolunu bul. Burada böyle, bu yaşa geldin olmuyor ki; evleneceksin, çocuk yapacaksın, onlar büyüyecek. Bak daha çok yapılacak iş var. Git yine deneyin, konuş vs.” Bana iki aylığına İtalya’ya gideceğini söylerken bir ara da Yunanistan’a geçeceğini söyledi. Haliyle ben höttörö zöttörö yine akıl vermeye çalışmaya başlamadan o “tamam, tamam dur bakacağım” dedi… Böyle işte; evlenirlerse Vincenzo’nun nikah şahidiyim. “Tamam” dedi çünkü!

sidecar

YORUM “Vincenzo Tione”

Vincenzo :

Dear Levant, thanks for the nice article. I’d love to have the chance to read it but I can only hope nothing bad is written about this your good friend that is now posting this note from Austria, in the middle of the mountains of Tyrol.

Be well, Vincenzo

Mesaj Bırakın!