Savaş Sanatı (ya da Türkiye’deki son günlerdeki gelişmeler ve bir imparatorluğun daha çöküş sürecinin başlangıcı)
- 2 July 2008
- Kategori: kitap

Türkçe’de Çince ile ilgili basılmış bir kitap için ilkin Konfüçyüs kitabının önsözündeki yazının önemi tekrar vurgulanmalı. Orada Çince’den çevirinin nasıl olacağı ya da olamayacağıyla ilgili önemli bilgiler var… (Ancak Türkiye’de Çince ile ilgili yayımlanmış her kitap için artık bu bilgiyi girmeyeyim.)
“Savaş Sanatı” adlı bu kitabın Türkçe’ye çevirisi İngilizce’den yapılmış. Çeviri Çince’den yapılmadığından ötürü kitabın İngiliz yazarına ve kitabı İngilizce’den Türkçe’ye çeviren iki yazara güvenmekten başka çare yok! Yine de Konfüçyüs kitabının geniş önsözündeki bilgiler ışığında “Savaş Sanatı” kitabı da ister istemez tedirgin okunabilir; elden bir şey gelmez! Ancak yine de “yayınevine güveniyorum” derim çünkü yayınevi sahibini yayıncılık piyasasında işin hakkını veren biri olarak da uzun zaman öncesinden tanıyorum; lafı gevelemeyeyim “en azından ben güveniyorum”. Bu durumda, artık gerisi çevirmenlere kalmış durumda.
Bu kitap Çin’in ünlü stratejistlerinden biri olan Sun Tzu’nun düşünceleri ve onun hayat felsefesidir. Tıpkı Konfüçyüs gibi o da düşünceleriyle Çin’i etkilemiştir. O nedenle bu kitap Çin tarihini değil, Çin tarihini o zamandan bu zamana etkilemiş olan bir düşünce sistemini anlattığı için de okunması şart olan bir kitaptır. Zaten okuyunca ve hatta kitap hakkında araştırınca göreceksiniz, bu kitap geçmişteki tüm okunmalarla oranlandığında belki de bu yüzyılda çok daha fazla okundu; ilginçtir özellikle de kapitalistler ve iş çevreleri tarafından.
Bu kitabın en büyük özelliklerinden biri bugün dahi yaşam/savaş birikimine sık başvuruluyor olması. Öte beri değil, askerler haricinde geçen yüzyıllarda ve hâlâ kitabı en çok okuyanlar; iş çevreleri, patronlar, üst düzey yöneticiler vs. Bunların yanı sıra dünyadaki hemen tüm askerî okullarda hâlâ okunan bir başucu kitabı özelliği taşıması bu kitabı daha da ilginç kılıyor.
İşte (bu giriş haliyle ileride eskiyecek ama şu an için gerekli olduğundan yazıyorum), bugünlerde (1 Haziran 2008) yine Türkiye’yi bir girdaba daha sokan ABD’nin, ABD’deki ve Türkiye’deki uzantıları kanalıyla attığı adımlara verilecek yanıt işte bu kitabı şimdi daha değerli yapmıştır. İyi ki bu kitabı daha önce yazmamışım ve bugüne ertelemişim.
Bu kitabı siyasetçiler bilmezler. Hatta o bir yana, zaten kitap da okumazlar. Okusalardı zaten memleket de dünya da bu durumda olmazdı. Zaten sadece okumak da yetmiyor… İşte bu Savaş Sanatı kitabı bazı askerî okullarda bir dersin konusudur. Yani üzerinde yıl boyunca konuşulur, sınavlar yapılır, benzeri kitaplar tartışılır vs. Aynı kitap olmasına rağmen, askerî disiplinlerde ders olarak okutulan bir kitap ile 3 gün içinde okunan bir kitabın etkisi haliyle birbirinden çok farklı olacaktır. O nedenle de siyasete soyunmuş olanlar bu kitap ve benzeri donanımları yüklenmiş olanlara karşı her zaman kaybetmek zorunda kalıyorlar vs siyasiler için zafer gibi görünen deneyimsiz anlık heyecan kıvılcımları, aslında sona doğru gidişlerinin belirtileri oluyor.
İşte Sun Tzu’nun yazdığı Savaş Sanatı adlı kitaptan, yazının sonunda yapmam gereken bu alıntıyı başta yapmanın ne derece gerçekçi olduğunu zaman içinde herkes görecek: “Askerî eylem ulus için önem taşır. Bu var olma ya da yok olma yolu, ölümle kalım meydanıdır. O nedenle iyi incelemek gerekir”…
Dile kolay, Sun Tzu’nun bu kitabı günümüzden yaklaşık 2 bin küsur yıl önce yazıldı. Hâlâ bu denli güncelliğini koruyabiliyor olmasının nedeniyse aslında o zamandan bu zamana kadar insanlığın ne yazık ki değişmemiş olması.
Şimdi çok güncel olanından ele alırsak; ABD değil sadece Irak’ta, Afganistan’da bile dibe vurmuş durumda. Halbuki Sun Tzu’nun şu “savaşmadan kazanmak en iyisidir…” lafını bilseydi bu denli hırçın ve dolayısıyla çöken konumda olmayacaktı. Bunu iyi bilen ABD’nin Türkiye’deki düşmanları işte o nedenle devamlı içine çekilmek istenen savaş meydanından başarıyla uzak kalmasını beceriyorlar. Çünkü ABD’nin toplam tarihi 250 yılken, ABD’nin Türk hasmının sadece askerî tarih geçmişi 2172 yıl öncesine dayanıyor! Asya kökenli bu devasa gücün, 250 yıllık hamburgerciyle nasıl savaşılacağını bilmemesine imkân mı var? Bilmeseydi zaten 2172 yıl var olmazdı. O nedenle tarihten doğru bakıldığında, ülkemizin şu hükümetinin, bu askerinin, o devlet sisteminin kötü ya da iyi olmasının aslında çok da fazla bir önemi yok. Kötüsü mutlaka bertaraf olacak ve yerine iyisi gelecek. Bunu ben değil işte 2 bin küsur yıllık tarih söylüyor.

Sun Tzu, zamanın en etkin düşünce yapısı olan Tao Düşüncesinden geliyor. Yani “Yin Yang” (Çin felsefesinin diyalektiği) olarak bilinen karşıtlıkların birliğini iyi bilen birisi. O nedenle, aslında bu kitabı okumadan önce belki de Tao Düşüncesinin kurucusunun kitabını ve düşüncelerini, Tao düşüncesiyle ilgili kitapları, ayrıca Yin Yang’ın ne olduğunu da araştırmak gerekli. Çünkü Sun Tzu, bu yazıda kısa anlatılması biraz zor olan “yol”a göndermeler yapıyor. Zaten çok basit anlamıyla Tao düşüncesinde Tao sözcüğü de Türkçe’deki “yol” sözcüğüyle aynı sayılabilir. Ama işte bildiğimiz yol sözcüğünün Tao düşüncesinde felsefî ve derin bir anlamı var.
Türkiye’deki ve haliyle ABD’deki gelişmelere bakıp hangi ülke komutanlarında şu erdemlerin olup olmadığına iyi incelemek lazım. Bu erdemlerin, önümüzdeki dönemde Türkiye’dekilerde ve haliyle dünyanın kaderini değiştirecek olanlarda ne kadar olup olmadığını göreceğiz: Sun Tzu önderliğin; zekâ, güvenilirlik, insancıllık, cesaret ve kararlılıkla, disiplinin ise; örgütlenme, emir-komuta zinciri ve lojistikle olacağını özellikle vurgulayarak, tüm komutanların bunları bildiğini (daha doğrusu bilmesi gerektiğini), bunları uygulayanın kazanacağını, uygulamayanın kaybedeceğini söylüyor. Ve devam ediyor (Ama yazıya dikkat edin. ABD ile hasımlarının arasındaki - mesela Çin, Rusya, İran’ı da ekleyin- savaştan kim, nasıl galip çıkacak, anlayın); “şu halde, koşulları anlayabilmek için şu değerleri kıyasla: Hangi siyasî önderliğin Yol’u var? Hangi komutan yetenekli? Kim daha elverişli iklim ve araziye sahip? Kimin disiplini etkili? Kimin birlikleri daha güçlü? Kimin askerleri ve subayları daha iyi eğitimli? Kimin ödül-ceza sistemi daha açık? İşte bu yolla kimin galip geleceğini anlarsın.”
Irak yok edilmiş görülen bir ülke olmasına rağmen ABD bu ülkede can çekişiyor ve ABD’li stratejistler bile artık kendilerinin Irak’ta kaybettiğini söylüyorlar. Zaten kaybetme eğiliminde olmasa ülkemizle bu denli çok ilgilenmez ve artık gördüğümüz üzere, ölmek üzere olan birinin bu son çırpınışları Türkiye’den çok daha net olarak görülmezdi. Bu çırpınışlar için Irak Savaşı, Ergenekon tutuklamaları, BOP Projesi, İran’a gözdağı verme örnekleri verilebilir ve daha da çoğaltılabilir. Çırpınış diğer anlamda Diyalektik Materyalizm’dir ve bir anlamda doğa ve dolayısıyla insanlık tarihinin de bilimidir. Yani doğaya ters düşülemeyeceğine göre artık ABD’nin bir çöküş aşamasına girdiğini söylemek normal. Mesela; kapitalistlerin önde gideni olan ABD’nin önderliğinde büyüyen küresel ısınma nedeniyle doğanın da artık isyan ettiği bir sürece girdiğini de görüyoruz: Örneğin, Çin’de her yıl şiddetini daha da artıran muson yağmurlarının getirdiği felaketler şu günlerde, bilimcilerin bir-iki yıl içinde kutuplara tekneyle gidileceğinin hesaplaması, dünyada sayısı 5 bin adet kalan balinalar vs!

Şu andan itibaren insanoğlu 250 yıllık bir hamburger imparatorluğunun çökmeye başladığını gözleriyle görecek. Hele ki dünya halkları, ataları Müslüman olan siyahî bir başkan seçmek zorunda kalacak olan ABD’nin çöküşünü daha net bir biçimde seyredecek: Bu da aslında doğanın diyalektiğinin bir sonucuydu ve engellenemedi; yani zenciler Amerika kıtasına “köle” olarak getirildiler, siyah oldukları için ezildiler, siyah oldukları için horlanıp dışlandılar, kısacası ikinci sınıf insan oldular. Şimdiyse doğanın kanunu hızını artırmış bir biçimde geliyor, bizler de seyrediyoruz. ABD’de olacaklarsa çok net; siyahî bir başkan istemeyenlerle isteyenler arasında bir savaş başlayacak. Bu basit çatışma aslında doğanın gidişine ters düşenlerle, doğa arasında olacak. Doğaya ters düşenlerin belki kazanması da bir tür Pirus Zaferi olacaktır; yani insanlık tarihinin uzun geçmişine bakıldığında sadece artık bir “an”lıktır… ABD’nin 11 Eylül’de bombaları kendisine atmasıyla başlayan sonun başlangıcı devam ediyor. O bombalar sanki, savaşta düşmanın eline geçmemek için yüzüğündeki zehri içmek zorunda kalan savaşçının kendisine vurduğu bir altın vuruş gibi. 11 Eylül tarihinde kafadan aldığı o zehrin etkisi şimdi ayaklarda, yani Türkiye ve Ortadoğu’da titremeye başladı. Yakında tüm vücut son çırpınışını yapacakken o son nefesle etrafındakilere de zarar verecek; elbette bu da kaçınılmaz! Ancak bu hastalıklı vücuttan uzak durmasını bilen Asya (Rusya ve Çin) bu çırpınıştan en az zararla kurtulacak. Çünkü kendisini uzak tutmasını bilecek Asyatik bir birikimi var. Çin’de Konfüçyüslere, Sun Tzu’lara, Rusya’da ise hem de yakın zamanın bir birikimi olan 1917 Sosyalist Devrimine dayanan bu birikim, düşmanlarının kim ve ne olduğunu zaten iyi bildiğinden ötürü sadece en az zararla kapamayacaktır. Onların bu birikimi sayesinde insanlık farklı bir geleceğe yöneleceklerdir. Ancak insanlığın zamanında kapitalizme verdiği primin bedelini de ödeyecek; işte küresel ısınmanın sonuçlarına katlanmak gibi! Bu da kaçınılmaz!.. İnsanoğlu 21′inci yüzyılın başında, insanlık tarihinin tarihî bir sürecine tanıklık etmeye başladı.
Sovyetler Birliği’nde 1917 yılında başlayan süreç ise insanlık tarihinde yaşanmış ilk deneyimdi. Beri yandan insanoğlu tarihinde komünal bir geçmiş yaşamıştı ama ilk kez bir kapitalizmle palazlanan bir düşmana karşı 1917 Devrimini kurmuştu. Ancak deneyimsizdi ve doğal olarak kaybetti. Günümüzdeyse Çin ve Rusya’nın yaptığı, düşmanın silahıyla yani kapitalizmle düşmanı yenmekten ibaret. Sanılmasın ki Rusya da ABD gibi kapitalist bir ülke. Değil! Zaten olamaz da! İşte Putin! Sovyet birikiminden geliyor. KGB’nin içinden gelen ve sosyalizmin kendi ülkesinde kapitalizme yenildiğini gören ve bilen biri: Şimdi onun attığı her adımda Avrasya birikimi var. Şimdiki konumu bile bunu ispatlamıyor mu? Ve işte Çin! Hem de Çin Komünist Partisi’nin varlığıyla ülkesini, geçmişi binlerce yıl eskiye giden Asya birikimiyle yönetiyor. Şanghay İşbirliği Örgütü boşuna kurulmadı ve bilindiği gibi önderleriyse Rusya, Çin ile Asya’nın birikimi.
Türkiye’deki son birkaç yıldır ve henüz bugünlerde yaşanan gelişmelere bir bakın. Neredeyse birileri zafer ilan edecek. İşte bu da onlardaki askerî eksikliğin, diğer bir anlamda 2 bin küsur yıllık bir birikimin karşısında aslında ne kadar tek tek ve örgütsüz, hatta ne kadar aciz olduklarını göstermiyor mu? Onlar bir savaş veriyorlar ama düşmanlarını iyi tanımıyorlar. 2 bin 217 yıllık bir düşmanı yenmek kolay mı? Düşmanlarının yaptığı aslında Sun Tzu’nun şu dediği nokta değil mi? “Hasmını kazanma dürtüsüyle beriye çek ve onları gafil avla.”

Ayrıca 2 bin küsur yıllık bir birikimin bu denli sessiz kalmasına kızanlar ve hiddetlenenler var. Onların bu sessizliğinin derinliğinde yatan nedeni Sun Usta şöyle açıklıyor: “Onları kuvvetli göstermek için aciz davran” diyor ve ekliyor, “kaçarak onları yor.” Ama bunu bilenler Sun Tzu’nun bu “Savaş Sanatı” kitabını ders olarak okumuş olanlar. Bu tümceleri buraya alıp alıp koymamanın nedeniyse kitabı illâ ki övmek değil; ülkemizde yaşananları Sun Tzu’nun gözüyle, aslında Asya birikimiyle aktarmak. Çünkü Sun Usta’nın dedikleri tek tek gerçekleşiyor. Mesela neden ABD’li stratejistler bile ABD’nin Irak’ta çok uzun bir zamandır savaştığını ve artık kaybettiğini dolayısıyla ABD sisteminin çökeceğini dile getiriyorlar? Çünkü Sun Tzu’nun kitabını (ve diğerlerini) iyi hatmetmişler de ondan: “Nitekim beceriksizce ama hızlı savaşlar duydum -ama ustaca olup da uzun sürdürülen birisine hiç rastlamadım- savaşı uzatmak hiçbir ulusa yaramaz.” Bunu elbette tarihi 2 bin yıllık geçmişe gidenler çok daha iyi biliyorlar.

Sun Tzu’nun bu deyişi ise bumerang etkisi gibi: “Silahların kullanılmasından doğacak zararları kestiremeyenler, onları kullanmanın sağlayacağı yararlardan da bihaberdirler.” İşte gücünü Irak’ta höt zötle (bu höt zöt; işkenceler, ırza geçmeler, toplu katletmelerdir) gösterip kabadayı olan ABD, şimdi bunun kendisine nasıl bumerang olup döneceğini de görecek. ABD’nin içinde bulunduğu durum aslında sadece Irak ile başlayan bir süreç değil. Bu sonun başlangıcı dedik ya! Daha öncesinde de bu silahı (yani höt zöt kabadayılığını) kullanmıştı; Afganistan’da, Vietnam’da, Küba’da, Şili’de, Türkiye’de, Tayvan’da, Kore’de, Afrika’da vs. Artık işkenceyle, adam öldürmeyle, ırza geçmeyle bir yere kadar gidilebileceğini anladı.
Elbette ABD’nin hasımları kendilerinin ne olduğunu ulu orta gösterecek kadar aptal değiller. Zaten Sun Usta da bunu gayet net söylüyor, “Askerin kullanacağı düzen ve yol önceden açığa vurulmamalıdır.”… “Askerî harekâtlar hile gerektirir. Güçlüyken zayıf görün, etkiliyken etkisiz görün.”
Kitapla ilgili yazacak daha çok şey var. Artık okumak isteyen alıp okuyacak. Sun Usta’nın şu dedikleriyse son olsun ve anlayan anlasın: “Galibi bulmanın beş yolu vardır: Ne zaman savaşıp savaşmaması gerektiğini bilenler, kazanır. Ne zaman az ya da çok asker kullanmaları gerektiğini bilenler, kazanır. Askeriyle komutanı aynı şevkle hareket eden ordu, kazanır. Hazırlıksıza hazırlıkla karşı koyanlar, kazanır. Komutanları becerikli ve sivil yöneticilere bağımlı olmayan ülkeler, kazanır. Galibi bulmak istiyorsan bu beşini hesap et.”

Siz sanmayın ki Asya’yı biri Batıdan diğeri Doğudan kucaklamış olan bu iki kadim ülkenin hiçbir dayanışması yok! Ama şimdi sırası değil; siz izlemeye devam edin!
Savaş Sanatı, Sun Tzu, 200 s., 2005, Anahtar Kitaplar, İstanbul