“Konfüçyüs” ya da “Artık çeviri kitap biraz zor okursunuz?” ya da “Değişim zamanı geliyor”
- 24 June 2008
- Kategori: kitap

“Çin felsefesi ve Konfüçyüs ile ilgili basılmış kitapları araştırınca, karşımıza çok vahim bir tablo çıkıyor. Bu durum bizce bir düğün alayına benziyor. Düğünlerde bir oyun havası çaldığında, bilen bilmeyen herkes piste fırlar ve halaya katılır. Kimi ayağını sağa sallarken, kimi de ayağını sola sallar. Kimi seker, kimi yürür. Sarhoşu da oynar, ayığı da… Kitap piyasasının durumu da aynen böyle. Belki haritayı açtığında Çin’in yerini bile gösteremeyecek kimseler, Çin felsefesi ve Konfüçyüs hakkında oldukça iddialı kitaplar yazmış ya da çevirmişlerdir”… diye yapılan bir açıklamaya zaten ne eklenebilir?
Yukarıdaki alıntı şu an Ankara’da DTCF Sinoloji Bölüm Başkanı Bülent Okay hocanın “Konfüçyüs” adlı kitabından. Tırnak içinde yazdıklarım bu kitaptan alıntılar. Devamla (altı çizili olan yerler, benim dikkatlerin daha çok çekilmesini istediğim yerler):
“Klasik Çince’nin dilbilgisi kuralları yok gibidir. Kullanılan sözcüklerin anlamı, cümlenin yapısına göre değişkenlik gösterir. Bu değişkenlik de metnin anlaşılmasını zorlaştırır. Çevirmen metnin cümlelerini doğru anlayabilmek için yorum yapmak zorundadır. Doğru yorum yapabilmek için de Çin kültürü hakkında geniş bir bilgi birikimine ihtiyaç vardır. Bir sözcüğün kişi adı mı (burada uzun bir paragraf da adlarla ilgili karmaşık bir durumun açıklaması var, artık onu da buraya eklemedim), yer adı mı, yoksa bir unvan mı olduğunu anlamak ise başlı başına bir sorundur.”
Bülent hoca piyasada var olan Konfüçyüs kitaplarıyla ilgili birçok rezalet çeviri örneklerini alıp yazısına taşımış ve sonra da şu notu düşmüş: “Biz bu tür eleştiriler yapınca, saldırı okları bize yönelmektedir: ‘Doğrusunu biliyorsanız siz yazın. Neden siz yazmıyorsunuz?…’ Bu eleştiride haklı yönler olabilir ama bizler araştırmalarımızda dikkatli olmak zorundayız. Yaptığımız işe ve okuyucuya saygı duymak zorundayız. Bu tür kitapları piyasaya sürmek, ciddi ve uzun süren araştırmaları gerektirir.”
Aslında bana göre bu kitap bir Konfüçyüs kitabından öte bir kitap. Dünyanın en büyük düşünürlerinden biri olan Konfüçyüs hakkında net bilgiler veren özgün bir Çin (Konfüçyüs) kitabı; hatta “Konfüçyüs’e Giriş” bile denilebilir…. Benim içinse asıl önemli nokta; kitabın içeriğinden çok, Çince’den çeviri konusunda yapılan çok önemli açıklamayı gözler önüne sermek. Kitabın girişinde Çince’ye çeviriyle ilgili bölümü belki de dört-beş kere okudum. Doğrusu çeviriyle ilgili bu denli sade anlatımlı ve örneklemeli bir bilgi okumamıştım ve herkesin alıp okuması şart. “Ben bu kitabı okuduktan sonra, artık nasıl olur da Türkçe’de Çince’yle ilgili olarak yayımlanmış bir kitabı alır da okurum” diyor insan. Hadi onu da bir yana, “herhangi bir çeviri kitabı nasıl alıp da okurum?” Çeviriyle ilgili bu bölümü her kim okur, işte o kişi çeviri konusunda çok önemli veriler alır, kesin! Ama sadece bu mu?
İş sadece çevirmende de bitmiyor. Bakın bir bilgiyi buraya ekliyorum. Belki neredeyse 20 yıl kadar önce, o zamanın en büyük yayınevlerinden biri olan ve çokça edebî yapıtlar basan bir yayınevinin bastığı çeviri kitapları hakkında aynen şunları duymuştum: “O, kalın çeviri kitapların içinden bölümleri alıp atar. Çeviri sayfası çok fazla olduğu zaman baskı bedeli artıyor. Çok kitapta o bunu yapmıştır.” Bunları duyduktan sonra artık o yayınevinin hiçbir kitabını okumadım. Ancak ondan sonra da diğer yayınevlerinin de çok az çeviri kitabını okuyabildim. Acaba 20 yıldan (belki çok daha eskilere kadar gidiyor) bu yana kim bilir daha kaç yayınevi kaç kitabı böyle kafasına göre kesti attı. Hadi çevirmene kızıyoruz, ya yayınevine ne demeli?
Tüm bunlar işte Üçüncü Dünya Ülkesi yurttaşları olduğumuz için başımıza geliyor. Yayınevinin de kitaptan bölümler alıp atmaya çok istekli olduğunu sanmıyorum. Yayınevinin elbette savunulacak bir durumu yok, bu işi layıkıyla yapmayacaksan o zaman yayıncılık da yapmayacaksın, ama işte bu bir ülkemiz gerçeği. Hatta çevirmenin de bilmediği bir konuda çeviri yapmaya çok meraklı olduğunu sanmıyorum. Kim bilir hangi yayınevi o çevirmene “al şu Çince kitabı çevir, tutacak bir kitap, para kazanırız vs” dedi. Ya da o çevirmen bir şekilde mecbur olduğu için o kitabı çevirmek zorunda kaldı. Ekmek parası kolay kazanılmıyor: Ben de şimdiye değin çeviri yapıp da hanlar hamamlar, evler, yatlar almış bir kişiyi dahi duymadım. Peki onlar yapmasaydı kim yapacaktı? Türkiye’de mesela 10 ayrı üniversitedeki Sinoloji bölümünden mezun olmuş ve devlet ve halk tarafından el üstünde tutulmuş binlerce sinolog mu var? Kaçına, hükümet “aman bu çocuklar geleceğimiz, koruyalım” diyerek ücretsiz eğitim şansı verdi, burslar verdi, yurtdışına deneyim ve eğitim için gönderdi, yani kısaca sahip çıktı? Kimi suçlayacaksınız?: Çevirmeni, yayınevini, üniversitelerdeki eğitimi (dil bölümlerini, hocaları, rektörleri vs)?, kitap oku(ya)mayanları? “Neresinden tutsanız dökülüyor” denir ya, durumumuz işte bu! Konfüçyüs kitabının önsözüne yüzeyden değil de gerçekçi bakıldığında gelinen nokta bu oluyor.
Düşünün, Atatürk DTCF’yi özellikle ve kendi elleriyle kuruyor ama geldiği kitabın bu önsözünden de anlaşılıyor ki aslında ancak ve ancak (herhalde) arpa boyu yol gidilebilmiş; en azından birileri bu önsözü yazacak kadar yetkinliğe ermiş. Halbuki Türk tarihini bilmek için Çin tarihini çok iyi bilmek gerekiyor. 2008 yılı için şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. “Türk”üz diyoruz ama araştırılmış bir tarihimiz olmadığına göre nasıl kalkıp da kendimize “Türk”üz diyebiliyoruz? Tarihi araştırmadan biz nasıl kendimize “Türk”üz diyebiliyoruz. Görüldüğü gibi bu da tamamen “gaz.” Doğru dürüst hiçbir Çince kitabı Türkçe’ye çevirebilecek yetkinliğe eremediğimize göre nasıl oluyor da kendimize Türk diyoruz? Henüz Göktürk (ki bu Göktürk sözcüğünün bile aslında var olmadığını iddia eden bilimcilerimiz var) anıtlarındaki yazıların bile tam olarak çevrilemediğini biliyor muydunuz? Nasıl olacak bu işler?
En azından şu bilgiyi ben biliyorum: Piyasada satılan (akademik yayınlar dışında) Çince’den çevirili kitapların hiçbiri Çince dilinden yapıl(a)mamıştır. Varsa da belki 1’dir ya da 2’dir ve işte zaten o çevirilerin de nasıl olduğunu Bülent hoca da çok güzel anlatmış. İşte onca yıllık DTCF’nin birikimiyle sağlıklı bir çeviri yapabilecek bir sistem hâlâ kurulamadıysa bu düzenin böyle gitmeyeceği kesindir ve artık değişim çok da uzakta değildir. Demek ki bu gemi böyle gitmiyor. Yani onu bunu suçlamakla olmuyor. Bir tıkanma olduğu kesin! Atatürk öldükten sonra gelinen noktada tamamen dibe vurduğumuza bir kanıttır işte bu durum.
Sistem değişiklikleri dibe vurunca olur ve görüldüğü gibi dibe de vurulmuştur! Bu çeviri örneğini alın başka bir diğer sosyal, ekonomik, ahlakî, kültürel vs gerçeğiyle değiştirin. Durumun aynı olduğunu görürsünüz.
Kısaca; Türkçe’deki Çince çeviri kitapları kötüdür peki ama zaten ne iyidir?
Konfüçyüs, Bülent Okay, 124 s., 1’inci Basım, 2004, Okyanus Yayınları, İstanbul