0

鲁峥

鲁峥 2

Adı Luu Cıng (Lu Zheng). 1983 doğumlu. Doğduğu yılı “domuz yılı” diye salladım tuttu. O domuz yılında doğmuş olmaktan memnun. Pekinli.

Pekinlilerin kendini bilmezleri biraz ukalâdırlar. Bu imparatorların başkentinden geliyor olmanın bir nedeni. Bir tür İstanbulluluk diyelim. Ama neyse ki ben böyle bir Pekinliye hemen hiç rastlamadım. Ya da ben yabancıyım diye onlar o taraflarını bana göstermediler. Kuzey Pekin Elektronik ve Enerji Üniversitesinde İngilizce okumuş. Kuzey dördüncü çevre yolunun üzerinde kalıyor ki buralar eski Pekinliler için ta fizan kadar uzak yerler. Şimdiyse kentleşme beşinci çevre yoluna kadar sarkmaya başladı.

Bitirme tezinin konusunu merak ettim ama o bunu bir süre hatırlayamadı ve sonra “Doğu ve Batı Arasındaki Kültür Farklılığı” dedi. İngilizce’si, hem de Pekin’de okumasına rağmen doğrusu pek iyi değil. Ama yetersiz olduğunun farkında ve geliştirecekmiş.

Üniversitedeyken hafta sonları eve çıkarmış. Halbuki evi ile üniversitesinin arası ortalama 40 dakika. Ama Çin’de böyle: Çin’de bir üniversite öğrencisinin evi üniversitenin hemen yanında bile olsa ona da yatakhanede bir yatak veriliyor. Bir tür üniversite içerisinde sosyalleşme, hayata hazırlanma. Öğrencilerin aileleri dört yıl boyunca bir anlamda hocaları ve arkadaşları oluyor. Evi Pekin’in kuzeybatısında kalan Vudaokou (Wudaokou) bölgesinde. 3-4 kilometre boyunca sadece tek bir cadde üzerindeki üniversite sayısının 8 adet olduğunu söylersem, varın artık bölgedeki gençlik potansiyelini siz hesap edin. Buradaki üniversitelerin, yurtdışından gelen cumhurbaşkanı, yazar ve bilimcilerin sıkça gelip konferanslar verdiği birer bilim yuvacıkları olma özellikleri de var.

Erkek arkadaşı yok. Üniversite sırasında o da sadece bir kere olmak üzere 1 yıl kadar süren bir sevgilisi olmuş. Adı Kevin olan bir İngiliz. Bir yabancı bankada çalışan Kevin’le Mix adlı diskoda tanışmış. Mix, Pekin’in göbeği sayılan İşçi Stadyumunun çevresindeki diskolardan biri. Buralar özelikle de hafta sonları öylesine hareketli ve hengameli oluyor ki stadyumun kıyısında kalan caddeden, değil arabayla yaya olarak bile geçmek zorlaşıyor. Müşterileri de daha çok batılı gençler ama hızlı Çinli gençlik de buraların müdavimleri. Kevin Çin’de toplam 6-7 yıl kalmış. Çince konuştuğundan ötürü de İngilizce değil Çince anlaşıyorlarmış. Kevin İngiltere’ye gittikten sonraki 2 ay haberleşmişler ama Kevin birden onunla tüm ilişkisini kesmiş. “Onu ne kadar sevmiştin?” sorusunu “çok sevmiştim” diye yanıtlarken bir yandan da özür dileyerek gelen telefonunu yanıtladı. Zaten konuşmamız boyunca habire telefonu çaldı; bakınca “Pekin metropolünde yaşayan iş kadını budur” diyor insan.

Gelecek için bir hedefi yok. Yurtdışına hiç çıkmamış ama gelecek yıl belki 1 haftalık bir Avrupa iş gezisine gidip oralardaki metroların işleyişlerine bakacakmış. İşini çok seviyor. Bu işi de babası ona bulmuş. “Baban Çin Komünist Partisi’ne üye mi?” diye sordum ama o ilk önce İngilizce söylediğim “komünizm” sözcüğünün Çince’sinin ne olduğunu elektronik sözlüğünden baktı ve sonra “evet” dedi. Hatta o da üyeymiş partiye. Üyelik tarihi 2003. ÇKP’nin içinde Çin’in son derece iyi yetişmiş eğitimli insanları var ve bu genç kız da ÇKP’nin 70 milyon küsur komünistten biri. Ben de ilk defa bu kadar genç bir ÇKP’li ile tanışmış oldum.

2006 yılından beri Pekin Metro Taşımacılığının İşletme bölümünde çalışıyor. Hatta öyle ki bazen haftanın 7 günü çalışıyormuş. Ayrıldığımızda saat akşam 6′yı geçiyordu ve bürosundan telefon geldiği için gidip çalışmasını sürdürecekti.

Çok çalıştığı için gitmeyi sevdiği diskolara gidemiyormuş. En son iki hafta önce Mix’e gitmiş. Pek kendisine zaman ayıramıyormuş. “Boş zamanlarında ne yaparsın?” dedim, gülerek “zaman bulabilsem uyurum” dedi. Bana Houhai’ı bilip bilmediğimi sordu, “tabiî” dedim. Pekin’de Houhai en çok sevdiği yerlerden biriymiş. Burası yazın tekneyle gezilen, kışınsa üzerinde patenle kayılan gölünden ötürü gerçekten Pekin’deki en gidilesi yerlerden biri ama artık çok fazla turistik ve gürültüsü, karmaşasından ötürü pek çekilmiyor. Beri yandan o da diğer hemen tüm Çinliler gibi en çok KTV’leri seviyor. Buralar daha da ilginç. Japonya’dan ithal bu KTV’ler; bir odaya kapanıp, televizyon ekranında sözleri tamamen kısılmış ama müziğinin sesi açılmış olan şarkının mikrofondan söylendiği yerler. Çinliler buraları pek seviyorlar; yenilip, içiliyor, dans ediliyor. Kapalı mekânlar olduğu için de güneşin doğduğunun farkına varılmıyor ve sabahlara kadar kalınıyor.

Eğlenmeye eskisi kadar zaman bulamadığını söylerken çantasından iki Güney Kore filmi DVD’si çıkardı. Zaman bulursa bunları seyredecekmiş. Kore’nin Çin’e etkisi oldukça güçlü. Kore’nin Çin’e özellikle de gençlere yaptığı kültür ihracı, Japonya’nın Çin’e yapmak istediğinden çok daha fazla. Çinliler geçen yüzyılda Japonların kendilerine yaptıklarından dolayı hâlâ kinliler.

Cıng, ikimizin de tanıdığı bir Çinlinin vasıtasıyla beni aradı: Pekin Olimpiyat Oyunları yaklaşıyor ya. Pekin metrosunda gezinen yabancıların yardıma ihtiyaçları olabileceğini düşünerek Pekin hükümeti bu çalışanların İngilizce öğrenmelerini istemiş. Benden bu çalışanlar için iki saatlik konuşma pratiği yapıp yapamayacağımı sordu. İlk başta “ama İngilizce benim ana dilim değil ve hiç de profesyonel değilim” dediysem de işin mahiyetini öğrendikten sonra bu sorumun mantıklı olmadığını anladım. Tanıştığımızda da bana İngilizce adının Omega olduğunu söylemişti. “Omega’nın nerden geldiğini ve anlamının ne olduğunu biliyor musun?” dedim ama bilmiyormuş. Bense ona hep Çince adıyla hitap ettim. Laf cambazıyım ya; anne ve babasının ona verdiği bu adın daha güzel olduğunu söyledim. Beri yandan bu cambazlığıma sevinmesi beni de sevindirdi. Ona verdiğim kartvizitimde hem Çince adım hem de Türkçe adım yazıyor. Bana “İngilizce adın nasıl okunuyor?” dedi. Ben adımı ona bir kaç yere yineledikten sonra, kültürel eleştirel ve milliyetçi bir yaklaşımla “İngilizce adım yok, Türkçe adım var” dedim. O bunu o an için pek anlamadı: Hemen herkese aynı açıklamayı yapmış olmanın, dilimde bittirdiği tüyler nedeniyle açıklama tembelliği yaptım ve ettiğim o lafla kaldım.

鲁峥 1

Mesaj Bırakın!