0

“Asya Asya duy sesimizi! …”

5.JPG

Foşan (Foshan), Çin’in güneyinde Hong Kong ve Makao’yu çevreleyen Guangdong eyaletinin bir kenti. Pekin’in özellikle geceleri buz kesmeye başlayan soğuğundan sonra, 2 saat 40 dakika süren uçak yolculuğundan yere, eyaletin merkez kenti Guangcou’ya (Guangzhou) inilince sıcak insanı şaşırtıyor, millet tişörtlerle dondurma yiyor. Gecenin hafif esintisi ise Antalya’nın Ekim ayındaki gibi nağmeli… Buranın bana göre Pekin’den en önemli farkı motosikletin fazlasıyla kafa ütülüyor olması; belediye yıl sonunda yasaklayacakmış, zor görünüyor ama! Pekin bisikletinin gözünü seveyim; kimseye hiçbir zararı olmaz…  

Bu kentte 7. Asya Sanatları Festivali yapıldı. Bu satırları okuduğunuzda bitmiş olacak. Doğrusu zamanımız yoktu ve insanların seyrettiği sokak gösterilerini ne yazık ki ancak televizyonlardan şöyle bir seyredebildik…  

ABD’nin CIA’sı memleketimizi hep dolaylı yoldan vuruyor ve etkisi bizden dolaylı yoldan çıkıyor; bunu zaten biliyoruz, ama ilk kez CIA bizi doğrudan vurdu. Guangdong’a geldiğimiz gün ABD’nin CIA’sı Çin’deki beş yıldızlı otellere saldırı yapılacağı ihbarını yapıyor ama bu ihbarı sonradan geri alıyor. Ama bu da Çin’e yetiyor. Pekin’den birlikte geldiğimiz diğer gazeteci arkadaşla bize bile rahat yok; bi koruma , bi ihtimam sormayın gitsin! Nedense başka yabancı gazeteci de yok; 3 yabancı gazeteci daha varmış ama nedense hiç görülmediler. Hani öyle ki biz iki Türk gazeteci yerelinden geneline kadar televizyonlara gazetelere bile demeçler verdik; öyle ilgi yani. Trafiğe –ve yabancı olan hemen herkese- baştan ve sondan kapalı bir caddenin içinde bulunan 3 otelin içerisinde gittik geldik; her gidiş gelişte peşimizde gönüllüler, çevirmenler, sorumlular! Onlar mutlu biz de mutlu olalım bari, işimiz ne!

Bizden hiçbir yardımı esirgemeyenlerden biri olan gönüllü kızın İngilizce adı “Türkiye”! “Hangisi” diye sordum, “şu kuş türü mü yoksa bizim ülkemizin adı mı? Hangisini sevdin de adımızı İngilizce isim olarak aldın?” Her ikisini de seviyormuş; hem hindiyi hem de ülkemizi sevdiğinden ötürü bu ismi almış olmaktan memnun. İngilizce öğretmeninin “adını değiştirelim” şeklindeki talebini bile geri çevirmiş. Dünyanın bi ucundaki Pekin’den de 2,5 saat uçakla uçuş mesafesi kadar uzak olan geldiğimiz bir yerde Türkiye’ye aşık bir genç kız görmek hoş bir şey tabi. Tembelliği bırakırsam ona yani Türkiye’ye çektirdiğimiz fotoğrafları göndereceğim bir ara…  

dsc06073.JPG

 Sağ olsunlar ricamı kırmadılar, yakınlardaki bir Taoizm tapınağına beni götürdüler. Minibüs onlardandı ve şoför hariç -haliyle- 5 kişiyle oraya gittik. Kungfucu gençler bizim için orada bir de gösteri yaptılar. Foşan, savaş sanatlarının merkezlerinden biri. Hatta meşhur Bruce Lee’nin de memleketi. Adına bir müze varmış ama zaman olmadığı için ne yazık ki gezemedim. Başka bir etkinlik olduğunda davet edecekler ben de gidip gezeceğim; söz aldım. Ama en azından oralardan gelirken bol doküman almıştım, eve gelince karıştırıp iyi bir yazı çıkarırım diye, ama heyhat; Şanghay havaalanında eli hızlı biri içinde kitap ve cd’den başka bir şey olmayan koca çantayı cebellezi etmeyi başardı. Kayıp bürosunu arayıp telefonumu bıraktım ama tabi ki şu ana değin ne arayan ne de soran var…  

Foşan’da otele yerleşir yerleşmez televizyonu açtım, amacım yerel televizyona göz atıp, kenti bir nebze de olsa tanımak. Açtım ki karşımda Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi konuşuyor: İtiraf edeyim -bir gece öncesinde de az uyuduğumdan ve uzun bir yolculuk sonrasına da denk geldiğinden ötürü- ilk saniyeler ne olduğunu anlayamadım, dünyanın bi ucundaki ülkenin bi ucundaki kentinin bir yerel televizyonunda Türk bayrağını, Türkçe konuşmayı görünce, bence sizler de görmüş olsanız ilk saniyeler afallardınız: Foşan televizyonu, festivale katılan ülkelerin her birinin büyükelçisiyle Pekin’e aylar öncesinden gelip röportajlar yapıp çekim yapmış. Festivalin harcadığı para bununla da bitmiyor. Foşan, festivale katılan her ülkeye birer çekim ekibi gönderip ülkeler hakkında belgeseller yapmış. Bu belgeseller Güney eyaletlerindeki televizyonlarda sıkça dönüp dönüp gösteriliyor. Anlayacağınız müthiş bir propagandayı Çinliler bizim için yapıvermiş; biz bütün bunlara para harcasak kim bilir ne kadar para giderdi. Foşan bununla da kalmadı ve Türkiye’den bürokratlar ve milletvekilleri ile Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un da içinde olduğu 13 kişiyi taa Ankara’dan buraya kadar davet edip 5 yıldızlı otellerde ağırladı…  

Festivalin ilginç olan tarafı bizim açımızdan ilginç: 21 ülke ile Çin’in Makao ve Hong Kong Özerk İdare Bölgelerinin katıldığı bu festivale Türkiye “gözlemci” sıfatıyla katıldı. Türkiye’ye gelen davet Çin’den. Yeri değil belki ama anımsatmak isterim: Türkiye daha önce de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün bir toplantısıoa benzeri bir sıfatla katılmıştı…  

Kısa süre kaldığımız bu sanat festivalinin içeriğinin muhteşemliğini anlatmak bu sayfalara yetmez. Ne yazık ki Türk basınında da çok az yer aldı. Hele ki festivalin açılış gecesinin yapıldığı tiyatroda her ülkeden gelen sanatçıların sergiledikleri dansların gösterisi unutulacak gibi değildi. Karadeniz’in hırçınlığı Guangdong’un sıcağına az da olsa yenik düşmüş ve hareketler görece yavaşlamışsa da Türkiye’nin Karadeniz dansları da en çok alkış alanlar arasındaydı.

11.JPG

Tayland’ın kukla gösterisi, Çinlilerin dört ayrı ve hepsi birbirinden harika olan gösterileri, Pakistanlıların kıvrak şarkısı eşliğindeki dansları, Japonların davul gösterisi, Myanmar’ın, Bhutan’ın, Laos’un kısacası Asya’nın bilinmeyen köşelerine kadar her yerden gelen ülke dansçılarının gösterisini bir daha seyretmek mümkün olacak zor tabi ama biz 15 kadar Türk o akşam büyük keyif aldık. Türkiye de böylece ilk defa Asya’da düzenlenen böylesi büyük bir uluslararası sanat festivaline katılmış oldu…  

2.JPG

  “Avrupa Avrupa duy sesimizi” ordaysa ve duymuyorsa, Asya burada ve duymaya hazır. Bir de seslensek, değmeyin keyfimize!

(Bu yazı 27 Kasım 2005 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır)

Yoruma kapalı!