Benim de çorbada bir tuzum olsun. Davos’a çalakaşık dalayım:
Türkiye televizyonlarını internetten izlemek kolay değil, basından okuyoruz ama o da bir yere kadar. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Davos’taki tartışmada Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’ya çektiği hareket az konuşuldu, konuşulduysa bile arka planına değinilemedi. Olayı anımsatayım: Amr Musa, Tayyip Erdoğan giderken heyecanla iki eliyle Erdoğan’ın elini sıkmış, sonrasındaki saniyelerde “acaba ben de mi şu ortamı terk edip gitsem” şeklinde tereddütte kalmış ama Ban Ki-moon bir el hareketiyle Musa’ya koltuğu gösterip oturmasını istemiştir. Belki o an, tarafsız olması gereken o “Ban adam” tarafsız kalsa, Amr Musa’ya dokunmasa, belki de Amr Musa da orayı terk edecek ve dünya şu an başka bir merhaleye girecekti.
Zaten şu BM’yi oldum olası sevmem. BM kısaca, hiç bir işe yaramayan ABD’nin kucağına oturmuş kukla bir örgüttür. Her ülkeden paraları alır yer ve ama ilginçtir BM’ye en çok borcu olan ülkelerden biri ABD’dir (bilemiyorum belki şimdi azalmıştır). Arada bir birileri çıkıp, “aaa BM iyidir, şunu şunu yaptı, Moon zaten sembolik başkandır, ondan fazla bir şey beklemeyin” şeklinde saçmalıklar duyarsanız da bu lafların, o kişinin saf ya da cahil bıraktırılmış olduğuna delalet olduğunu belirtmeliyim. ABD, merkez binasının New York’ta olmasından dolayı zaten kucağına oturtmuş olduğu bu kurumu istediği gibi kullanırken, işlerini de kendi parasıyla değil de sömürdüğü diğer ülkelerinin parasıyla yapmaktadır; yani ABD kendi hesabına göre akıllıdır! Beri yandan insanlar da BM’nin artık ne menem bir kurum olduğunu iyice anlamaya başladılar.
Bu Ban Ki-moon denen adam seçildikten sonra Saddam Hüseyin’in idamıyla ilgili olarak “idam her ülkenin kendi vereceği bir karardır” diyerek harbi ABD’ci bir politikası olduğunu ve BM’nin de ne işe yaradığı bizlere bir daha göstermiştir. Beri yandan bu Ban adam, İsrail’in son Gazze bombalamasında “İsrail’in Birleşmiş Milletler birimlerini bombalaması karşısında infial halindeyim” diyerek mizahçıların sınırlarını bile postmodern bir şekilde de zorlamıştır. Bunlardan başka bir süre önce de “İsrail’in Gazze’yi vurması ve ölü sayısı tahammül sınırını aştı” demiştir ki ben gazeteci olarak adamı Çin’de izleyebilsem kesinlikle sorardım; “acaba sizin tahammül sınırınız kaç ölüdür?” “Ban adam”ın katledilecek insan sayısında demek ki bir sınırı var; bu da böyle bir BM başkanı işte!.. Bu BM başkanın ipliğini pazara çıkarmak için o kadar neden var ki yaz yaz bitmez. Ancak Ban’ın o irreti edici İngilizce konuşması yok mu, işte o beni deli ediyor. Mecbur musun İngilizce konuşmaya, Korece konuşsana! Yok, o ruhunu ABD’ye satmış ve çok büyük olasılıkla da o zamandan beri çekik gözlü olarak doğmuş olduğuna utanıyordur. (Nasıl aşağılıyorum ama…)
İşte, bu Ban beyi seçtiren en önemli güç ne yazık ki Çin oldu. Çin yıllardan beri BM Genel Sekreterliği için “yeter artık, BM Genel Sekreteri bu sefer de Asya’dan olsun” diyerek herkesin başının etini yedi. Kuralları bilemiyorum ancak muhtemelen BM Daimî üyesi beş ülkenin vatandaşları BM Genel Sekreteri olamıyordur. Yani Çin istese bile muhtemelen Çinli biri BM Genel Sekreteri olamayacaktı. Ancak Çin’in “illa ki Asyalı olsun” diye diretmesinde ne vardı ki? Yani ve kısaca, Çin BM’nin başına böyle Amerikancı bir kişiyi getirmek için mi yıllardan beri kulis yaptı? Yazık olmadı mı onca emeğe? Ban Ki-moon denen ve Moon tarikatı üyesi olduğu iddia edilen bu kişi gelse ne olur gelmese ne olur. Çin bıraksaydı da keşke başka biri geleydi BM’nin başına. Al işte, bu Ban denen adam yüzünü her zaman gösteriyor, yine gösterdi ve Amr Musa’ya “otur yerine” işareti yaptı; nasıl da kendisine verilen görevi layığıyla yerine getiriyor ama. Nerede bunun “Asyalığı”?
Çin’in dış politikası çoğu zaman işte böylesine üstünkörüdür. Halbuki vur yumruğunu masaya yap lobiciliğini, yap kapı arkası görüşmelerini, yap kulisini seçtirt istediğin kişiyi. Seçtiremezsen bile o yolda olduğunu bilsinler. Al işte Asyalı dedin, bir Amerikalıyı seçtirdin. Oldu mu ya! Çin’in Asyalı olsun diye bastırdığında, Ban’dan başka Litvanya hariç tüm adaylar Asya’dandı ve toplam Asyalı aday sayısı 6′ydı. Ama sonuç: Al işte ABD’li ve Moon tarikatından biri. Halbuki Çin o zaman Asyalı diye direteceği yere içeriği bugünlerde çok daha anlamlı olmaya başlayan “Avrasyalı” biri olsun diye diretseydi, şimdi her şey farklı olurdu.
Avrasyalılığın coğrafî değil de siyasî bir terim olmaya başladığını anlayan, diğerlerinden çok adım önde olacaktır.
Bu birinci dersti. Gelelim ikinci derse:
O Davos tartışmasında fırtınanın koptuğu yerdeki insanların milliyetlerine bakalım. İsrail, Türkiye, Mısır, Kore ve bunların yanında olmazsa olmaz olan jandarma ABD. Yani ülkeler Avrasya’dan. Davos olayı, dünyanın geleceğinin artık Atlantik’ten Pasifik’e kaydığı yerde yani Avrasya’da gerçekleşmiştir; hem de coğrafî olarak Davos’un batının tam da ortasında olmasına rağmen. Bu fırtına normaldir ve daha çok fırtınalar kopacaktır. Erdoğan’ın yaptığı hareketin şusu busu çok konuşuldu ve konuşulacak. Ancak öyle ya da böyle çektiği hareketle herkesin taktirini kazandı. Doğruya doğru!
Bundan sonra rüzgârı Avrasya’dan esiren kazanacak. Batıdan estirenlerin miadı dolmuştur. Artık insanların son kullanma tarihine dikkat edilecektir. Bu da ders ikiydi…